lady q  


Çocuk İstiyorum Dayanışma Derneği – Tüp Bebek

Bir yerlerde masum bir bebek var şimdi. Evlat Edinme Hikayesi

Bir yerlerde masum bir bebek var şimdi. Evlat Edinme Hikayesi

Bir yerlerde masum bir bebek var şimdi. Evlat Edinme Hikayesi

 

Merhaba Sibel Hanım,

Öncelikle çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere sunmuş olduğunuz her türlü hizmetten dolayı sizi ve ekibinizi yürekten kutluyorum. Başarılarınızın devamını diliyorum. Size en son “O BENİM KUTSAL EMANETİM” başlığı altında on yıl önce yazmışım, yani evlat edindiğim yavrum iki yaşlarındayken. O günden bugüne on koca yıl geçti. 17 yıllık hasretten sonra ben anneliği, eşim babalığı deneyimlerken pek çok şey yaşandı bitti. Bu yaşanmışlıklardan derlediklerimle yolun başındakilere, korkuları cesaretlerinin önüne geçenlere, bebek sevmek kolay ya sonrası nasıl oluyor diyenlere sizin aracılığınızla açıklama yapma gereği hissettim. Yüreklerine bir nebze de olsa su serpmek istedim. Umarım anlatımlarım güzelliklere vesile olur.

İlk başta söylemeliyim ki evlat edinmek de doğumun bir başka çeşidi, aile olmanın bir başka biçimidir. Kalbinden, yüreğinden doğuranların başvurduğu bir yoldur. Evlat edinen ailelerin ne yadırganması ne de kutsanması gerekir. Süreç kısmen biyolojik doğumdakine benzer. Normal koşullarda sağlıklı anne baba adayları bebek sahibi olmaya karar verdiklerinde, her şey yolunda gittiği takdirde, dokuz ay on gün sonra bebeklerine kavuşurlar. Evlat edinme kararlığı gösteren ailelerin resmi prosedürleri yerine getirme süreci ise birkaç yılı bulabilmektedir. Sosyal Hizmetler Kurumu tarafından aileler ciddi bir şekilde araştırılır, ev ziyaretleri, iş yeri ziyaretleri yapılır, bu işteki yetkinlikleri, istek ve karalılıkları pek çok açıdan tartılır, araştırılır. Aslında bu prosedürlerin, karar aşamasındaki biyolojik anne babalar için de işletilmesi; doğacak bebeklerin fiziksel, ruhsal, mental sağlıkları dolayısıyla toplum sağlığı açısından kanımca çok gereklidir.

2020 yılı istatistiklerine göre Türkiye’de yuva bekleyen, anne-baba sevgisine, sıcak bir aile ortamına ihtiyaç duyan 16,000’den fazla çocuk bulunmaktadır. Diğer yandan ülkemizdeki çiftlerin % 15’i çocuk sahibi olamamaktadır. Hal böyle iken yani her iki taraf için de bir yoksunluk durumu söz konusuyken uygun eşleşmelerin istenen düzeyde olmaması oldukça düşündürücüdür. Oysaki Türk Medeni Kanunu’na göre (TMK m. 307/I), otuz yaşını doldurmuş olmak kaydıyla evli olmayan kişilerin dahi tek başına evlat edinmesi mümkün hale getirilmiştir. Dileğim bu güzel eşleşmelerin artması, yuvasız çocukların kalmaması, anne-baba olmak isteyip de olamayanların evlatlarına bir an önce kavuşmasıdır.

Sözlerimin başında da değindiğim gibi 17 yıllık bir hasretten sonra on iki yıldır anneyim. Başlangıçta karar verme sürecinin hiç de kolay olmadığını itiraf etmeliyim. Riskler yok muydu? Evet, elbette vardı. Belirsizlikler, riskler hayatın her evresinde, her zaman muhakkak var, biyolojik ebeveynlik süreçlerinde de var. Ama riskler var diye hayatımızı ertelemiyoruz, trafiğe çıkmaktan, uçağa binmekten, işe gitmekten kaçınmıyoruz. Hayat bir şekilde devam ediyor, etmelidir de. Peki, bizi bekleyen riskler neler olabilirdi? Süregelen ritmimiz bozulabilirdi, konfor alanımızdan çıkmamız gerekebilirdi, bize ya da çocuğumuza dair sağlık sorunları belirebilir, maddi yetersizlikler yaşanabilirdi. Çocukla aramızda doku uyuşmazlığı, uyumsuzluk, iletişimsizlik olabilirdi. İlerleyen zamanlarda pişmanlık duyulabilir miydi? Bunlara benzer pek çok vesvese ile yılarca baş etmek zorunda kaldık. Bu süreçte sayıları az da olsa iyi niyetimizi sorgulayanlar, cesaretimizi kıranlar da oldu. Ama çok şükür ki mevcut risklerin hiçbirisi gerçekleşmedi. Yavrumuzu, bağrımıza bastığımız ilk günden bu yana o bizim en değerli varlığımız, alnımıza yazılı kaderimiz oldu. Böylece pazılın eksik parçası tamamlandı. Bir an olsun “Biz ne yaptık?” demedik. Aksine her zaman Rabbimize şükrettik, müteşekkir kaldık. Yavrumuz bize lütfedilmiş, nezaketle sunulmuş, paha biçilemez bir ödül oldu. Neşesiyle, coşkusuyla, tatlı sözleri, gülen gözleriyle hayatımıza renk ve anlam kattı. O geldikten sonra evimizin bolluğu, bereketi daha da arttı. Büyük ikramlara mazhar kılındık. Akademik başarılarıyla gurur duyduk. Okul törenlerinde, doğum günlerinde, anneler gününde-babalar gününde bize hazırladığı özel sürprizleriyle mutluluk gözyaşları döktük.

Çocuğumuzdan evlat edinildiğini gizlemedik. Bu bilgiyi gizlemediğimiz gibi kabulünün daha zor olacağı ileri yaşlara da ertelemedik. Bizim kontrolümüz dışında, üçüncü şahıslardan belki de kırıcı bir şekilde öğrenme ihtimalini göz ardı edemezdik. Okula başlayacağı sene hikayeleştirerek, onun anlayacağı bir dile indirgeyerek durumu izah ettik. Bunu yaparken çocuğumuzun kafasında biyolojik anne babası ile ilgili olumsuz tasarımlar oluşturmadık. Psikologların ve pedagogların da önerdiği şekilde ona olan özlemimizi vurgulayarak durumu anlatmaya çalıştık. Zaman içinde bu bilgi beyninin bir köşesine yerleşti. Başlangıçta birkaç soru yönelttikten sonra ötesini sorgulamadı hala da konu etmiyor, şimdilik daha fazlasını öğrenmeye çalışmıyor. Çocuğumuzla aramızda kurduğumuz güvenli bağlanma sayesinde daha ilerisi için en ufacık bir endişe duymuyorum. Çünkü sevginin aynı zamanda emek olduğunu biliyorum. Sevgiyle temasta olan her canlının yeşerip çiçeklendiğini, hem kendisini hem de çevresini mutlu ettiğini iliklerime kadar yaşayarak, bizzat deneyimliyorum.

İnancım şudur ki çocuğumuza ne verirsek dönüp aynısını o da bize veriyor. Hz. Mevlana’nın da dediği gibi kalbimizle yaptığımız her şey bize geri dönüyor. O halde her ne yapıyorsak kalbimizle, sevgimizle, samimiyetimizle yapmalı, yaptıklarımızı hiçbir zaman başa kakmamalı, kıyastan kaçınmalı, büyük beklentiler içine girmemeliyiz. Her çocuğun özel ve eşsiz olduğunu, her birinin kendi tohumunu, kendi tomurcuğunu içinde barındırdığını hep hatırlamalıyız. Çocuğumuzun kapasitesini, yeteneğini, ilgi duyduğu alanları, güçlü ve zayıf yönlerini,  karakterini bilmeli, onun yaşına ve gelişim özelliklerine uygun hareket etmeliyiz. Süreci iyi yönettiğimizde olası sorunların asgariye ineceğini bilmeliyiz.

Yaklaşan günlerde çocuğumuzun önündeki en önemli merhalelerden biri de ergenlik aşamasıdır. Bu süreçte, bize düşen önemli görevlerin biçim değiştirerek devam edeceğinin farkındayız. Birer yetişkin olarak bizim bu evreyi daha önce yaşadığımızı fakat onun bu kritik dönemeci ilk kez deneyimlediğini unutmayacağız, onunla kurduğumuz sağlıklı iletişimi hassasiyetle devam ettireceğiz. Sağlıklı iletişimin ise konuşmaktan çok dinlemekten geçtiğini hatırlayacağız. Koşulsuz desteğimizi her zaman, her durumda arkasında hissettireceğiz. Ez-cümle anne-babalığın hassas dengeler üzerine kurulu, mesaisiz bir yol olduğunun idrakinde olup bu yolun çiçeklerle mi dikenli tellerle mi çevreli olacağına tutumlarımızla bizler karar vereceğiz. O halde anne-baba olmaya ya da evlat edinmeye karar verirken tecrübeli taraf olarak sorumluluğun ya da risklerin evladımızdan daha çok bizlere bağlı sebeplerden nüksedebileceğinin ayırdına varacağız.

Rumi’nin de dediği gibi “Sadece susayan suyu değil, su da susayanı bulur.” Vuslat gerçekleşmiyorsa korkularımız isteğimizi bastırıyordur. Gecikiyorsa Rabbimiz lütfunu güzelleştiriyordur. Yine de olmuyorsa olanda bir, olmayanda bin hayır aranır. Tecrübelerime göre bu yol zannedildiği kadar zor değil, muhteşem bir yoldur. Daha önce hiç tadılmayan eşsiz güzelliklerle doludur. Bize bu güzellikleri yaşatan, aile olarak bizi seçen, uyumuyla, saygısıyla, sevgisiyle kararımıza her daim şükrettiren biricik yavrumuza şükran borçluyuz.

Sözlerime son verirken aklımdan hiç çıkmayan bir kare var ki değinmeden geçemeyeceğim. Evladımı kucağıma verdiklerinde başında yeşil bir bebek şapkası vardı. Onunla göz göze geldiğim o ilk anda bakışlarını bana kilitledi ve dakikalarca öyle kaldı. Yüzüne baktığımda oraya geleceğim günü, onu kucaklayacağım anı bekleyen bir çift gözle karşılaştım. Sanki beni bekliyordu. Sanki beni tanıyordu ve bakışlarıyla bana “Sen beni değil, ben seni seçtim” diyordu. İçime dolan hisler tamamen bunlardı. Başına her ne zaman şapka taksam, her ne zaman kafasında bir bere görsem hep aynı ânâ gidiyor hafızam. Hep aynı duygu selinde buğulanıyor gözlerim. Aşkın en saf haliyle içim titriyor. Onu bize emanet eden Rabbime sonsuzlarca kere hamdüsenalar ediyorum.

Evet, bir yerlerde masum bir bebek var şimdi. O sizin bebeğiniz, sizin kuzunuz… Uyuyor, uyanıyor; uyuyor uyanıyor; bir ümitle geleceğiniz günü bekliyor, sizin sevgi dolu kollarınızı arıyor, güvenli limanınıza sığınmak için gün sayıyor. Bir, iki, üç, dört…

 

En iyi dileklerimle…

 

Z.N

 

 

 

Bu yazıyı okuyanlar aşağıdaki ilk hikayeyi de okudular;

O Benim Kutsal Emanetim – Evlat Edinme

Başka evlat edinme hikayeleri ;

Ben evlat edinmek istiyorum ama olmuyor ..

Değişik Bir Bakış Açısı — Evlat Edinme

Evlat edinme iki taraflı iyilik yapmaktır

 

Bizi instagram ve facebooktan da takip edebilirsiniz.

 

Tüp bebek tedavileriniz için Çocuk İstiyorum Formu ile bize ulaşabilirsiniz.

 

 
 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ