Tüp Bebek  


Çocuk İstiyorum Dayanışma Derneği – Tüp Bebek

Benim mucize hikayem

Benim mucize hikayem

Çok değil, 7 yıl kadar önceydi. İstanbul’da tanınmış bir jinekoloğun muayenehanesinde boynumu bükmüş oturuyordum. Doktor Bey beni üzmemeye çalışarak, kibar bir tavırla konuşuyordu.
“Seda Hanım, artık anne olmaya çalışmaktan vazgeçmelisiniz. Uzun süredir tüp bebek tedavisi görüyorsunuz. Hem maddi hem de manevi olarak epey yoruldunuz. İsterseniz 1 yıl sonra, son bir kez daha deneme yapabiliriz. Ama sunu unutmayın lütfen. Hayatta anne olmaktan daha önemli şeyler de var. Başka amaçlar edinmeye çalışın. Kendinize hobi edinin. Lütfen artık hamile kalmaya çalışmaktan vazgeçin.”

Doktorun sözleri beynimde yankılanırken, bulunduğumuz odanın renkleri gitgide kararmaya başlamıştı.Sanki herşey kahverengi ve griden ibaretti. Ya da bana öyle gelmişti. Teşekkür ederek yanından ayrıldım. Dizlerim titriyor, güçlükle yürüyebiliyordum. Taksiye bindiğimde dayanamayarak hüngür hüngür ağlamaya başlamıştım. Anne olamayacağımı asla kabullenmek istemiyordum. Doktorumu suçluyordum. Muhakkak biryerlerde hata yapmış olmalıydı.

Oysa, neredeyse İstanbul’un tanınmış tüm hastanelerini ve tüp bebek uzmanlarını bir kez denemiştim. Bu uğurda tam 3 ameliyat geçirmiş, 3 kez inseminasyon yaptırmış, 6 kez de tüp bebek denemiştim. Artık, kısır bir döngünün içine hapsolmuş, çıkamıyordum.

Amerika’da pek çok kısırlık tedavisi yapan klinikte, alternatif yöntemlerle tıbbi yardıma destek veren bölümler kurulmuştu.
İşte tam o sırada hipnoz ve yönlendirmeli meditasyonun gücü ile tanıştım. Amerika’da pek çok kısırlık tedavisi yapan klinikte, sadece alternatif yöntemlerle tıbbi yardıma destek veren bölümler kurulmuştu. Bu bölümlerde, başta hipnoz ve meditasyon olmak üzere, akapunktür, masaj, aromaterapi gibi yöntemler uygulanıyordu. Artık bedenimizin sadece maddi olaylardan değil, maneviyattan, duygularımızdan, zihnimizden, hatta en önemlisi bilinçaltımızdan etkilendiği kabul görmeye başlamıştı. Tedavi holistik olmalı, bedeni kapsadığı gibi, ruhu, duyguları ve zihni de ele almalıydı.Pek çok çift, doğurganlıklarını artırmak, jinekolojik problemlerinin üstesinden gelmek, fiziksel ve duygusal streslerinden arınmak ve genel anlamda sağlıklarını pekiştirmek üzere hipnoz ve yönlendirmeli meditasyona başvurmaktaydı.

Tanrım, yine mı bu çocuksuz hayata uyandim!”
Diyerek yeniden gözlerimi kapatıyor, saatlerce yataktan çıkmıyordum

Öyleyse bunu ben de yapabilirdim. Doktorların sözünü dinleyerek bir müddet tüp bebek denemelerine ara verdim. İçim içime sığmıyordu. Uzunca bir manevi yolculuğa çıkacağımı hissediyordum. Öylesine yorgundum ki…Bir kadın olarak kendime olan güvenim sıfıra inmişti. Sanki anne olamazsam, gerçek bir kadın olamazmışım gibi hissediyordum. Tarif edilemez bir gerginlik ve endise içinde yaşamaya başlamıştım. Sürekli uyumak istiyordum. Sabah uyandığımda büyük bir hayal kırıklığı içinde
“Tanrım, yine mı bu çocuksuz hayata uyandim!”
Diyerek yeniden gözlerimi kapatıyor, saatlerce yataktan çıkmıyordum.

Hipnoz ve yönlendirmeli meditasyon yöntemlerine başlamak, içimde yepyeni bir heyecan oluşturdu. Yaşama gücümü artırdı. Tam 1 yıl boyunca hem bu konuda eğitim aldım, hem de bir hoca eşliğinde uygulama yaptım.

Evren Mükemmel İşliyor

Bu muhteşem 1 yıl boyunca yaptığım tüm manevi çalışmalar, meditasyonlar ve hipnoz seansları sırasında, aslında deneyimlerimin bana müthiş bir yaşam dersi sunduğunu keşfettim. Kendimi olduğum gibi kabul edip sevebilmek….Anne olamasam da, bir kadın ve insan olarak tam ve mükemmel olduğumu anlayabilmek. Mutluluğu, anne olmaya bağlamak yerine, her şartta ve her ortamda gülebilmek. Eylenebilmek.

Hayat bir oyundu aslında. Benim seçtiğim, ve hatta senaryosunu ellerimle yazdığım bir oyun. Peki ben nasıl olur da kendimi mutsuz edecek bir senaryo yazabilirdim ki? Bu mükemmel paradoksun cevabı, bir hipnoz seansı sırasında, yine kendi bilinçaltımdan geldi.

Hayatımdaki tüm problemlerin, aslında bir de çözümü vardı. Fakat bu çözüme ulaşabilmek için önce sorunun ardında saklanmış yaşam dersini bulup öğrenmem gerekiyordu. Çoğu zaman bu ders, durumu olduğu gibi kabullenebilmekten ve kendimi sevmekten geçiyordu. Kendimi sevmek hiç te söylendiği kadar kolay değildi. Bu, tıpkı Aşık Veysel’in şiirindeki gibi “uzun ince bir yol”du.

Kendimi sevmenin, başkalarını sevmekten daha güç olduğunu keşfettim. Çünkü öylesine çok gizlenmiş korkum vardı ki…Ya kimse beni beğenmezse…Ya kimse beni olduğum gibi kabul etmezse. Sanki hayattaki tüm problemler benim suçumdu. Tıpkı anne olamamanın da, kocama bir evlat, anne babalarımıza bir torun verememenin de bir suç olduğunu düşündüğüm zamanlarda olduğu gibi.

Oysa ben ne kadar değerliydim…Sevilmek için, toplumda kabul görebilmek için, iyi bir iş kadını, iyi bir ev kadını, iyi bir anne kimliklerine ihtiyacım yoktu ki…O yıllarda, bunları ruhuma ve bedenime kabul ettiremiyordum.

Ve Mucize

Sanırım, bu uzun ince yolda yürümeye başlamak, kendimi sevmek ve kabul etmek için yürümekte olduğum yola başlamış olmak bile, hayatımı değiştirmeye yetmişti. Meditasyon ve hipnoz tekniklerini kullanarak bilinçaltımı ve orada kayıtlı olan olumsuz inanç ve korkularımı bireer birer silip attım. Artık kendimi olduğum gibi kabul edebiliyordum. Bir sabah uyandığımda kendimi yeniden tüp bebek denemeye hazır hissetiğimi düşündüm. Ruhumun derinliklerinde anne olacağımdan emindim ama zihnim her zamanki analitik haliyle bana ya yine başaramazsan, ya vücuduna aldığın hormonlar sana zarar verirse, ya yeniden üzülürsen diye söylenip duruyordu.

Miraç Kandili gelip çatmıştı. Kandil münasebetiyle 2 rekat namaz kılmaya ve doktor randevumu almadan önce dua etmeye verdim. Namaz bittikten sonra
“Allah’im, şimdi bana çok net bir mesaj yolla. Vücudum hem maddi hem manevi olarak yoruldu. Gerçekten tüp bebek bu kez tutacaksa, bana bir arkadaşım aracılığıyla haber yolla. Öyle açık bir mesaj olsun ki, hiç tereddüt etmeyeyim. Eğer tutmayacaksa, yeniden vücuduma hormon vermek istemiyorum. Bu şekilde de mutlu yaşamayı öğreneceğim.” dedim.

Ertesi sabah, bir arkadaşım ile Ortaköy’un meşhur kafelerinden birinde, birlikte kahvaltı etmek üzere buluştuk. Havadan sudan sohbet etmeye başladık. Bir gece önce sorduğum soru,Boğaz’in enfes manzarası karşısında otururken aklımdan uçup gidivermişti. Sohbetin en güzel anında arkadaşım birden sanki önemli bir şey söylemeyi unutmuş gibi duruverdi.

“Seda, sana bir şey anlatmam gerekiyor. Dün akşam çok tuhaf bir şey oldu.”
Merak etmiştim.
“Ne oldu, anlat haydi, meraktan çatlatma insani.”
“Uzun zamandır meditasyon yapmıyordum, biliyorsun, Dün akşam birdenbire canım yeniden meditasyona oturmak, huzur bulmak istedi.Biliyorsun bu aralar epey stresim vardı . Gözlerimi kapatıp transa girdiğimde, birdenbire önümde 7-8 yaşlarında bir oğlan çocuğu belirdi. Böyle yuvarlak yüzlü, kepçe kulaklı, hafif tombikçe, tıpkı kocana benzeyen bir erkek çocuğuydu. Kulağımda bir ses şöyle dedi. Bak iste bu Seda’nin oğlu, ve ismi de Burak!”

Bir anda bütün tüylerim diken diken olmuş, vücudumdan sanki kuvvetli bir elektrik akımı geçmeye başlamıştı.

7. tüp bebek denemem başarılı oldu. Gerçekten de, bir oğlum oldu. Adını Burak koydum.

Sevgiyle kalın…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ