Tekrarlayan Düşükler ve Güncel Tedaviler. Prof. Dr. Gökalp Öner
Tekrarlayan Düşükler ve Güncel Tedaviler
Prof. Dr. Gökalp Öner
Bölüm 1: Tekrarlayan Gebelik Kayıplarında Nedenler ve Temel Değerlendirmeler
Polikistik Over Sendromunda Kilo Kontrolü ve GLP-1 Agonistleri
Polikistik over sendromu bulunan, insülin direncine yatkınlığı olan veya özellikle karın bölgesinde yağlanma görülen kadınlarda kilo kontrolü önem taşımaktadır. Bu hasta grubunda, halk arasında “zayıflama iğneleri” olarak bilinen GLP-1 agonistlerinin yumurta kalitesi ve gebelik sonuçları üzerindeki etkileri araştırılmıştır.
Yapılan çalışmada, yumurta toplama işleminin ardından kalan folikül sıvıları eksi 40 derecede dondurulmuş; bu sıvılardaki antioksidan maddeler ve serbest oksijen radikalleri incelenmiştir. GLP-1 agonisti kullanan polikistik over hastalarında yumurta kalitesinin arttığı görülmüştür.
Bu ilaçların kullanımına kadın doğum uzmanı tarafından doğrudan başlanmamakta; hasta, dahiliye uzmanına yönlendirilmektedir. Uygun görülen hastalarda tedavi, dahiliye uzmanının kontrolünde planlanmaktadır. Özellikle fazla kilosu ve insülin direnci bulunan hastalarda bu yaklaşımın sonuçları olumlu etkileyebildiği görülmüştür.
İlaç, yumurta geliştirme tedavisi sürecinde kullanılabilmekte ancak embriyo transferinden önce kesilmektedir. Transfer hazırlığı için geçen süreyle birlikte ilaç kullanımına ara verilmiş olmaktadır. Bu süreçte hastanın kilo vermesi, yumurta kalitesinin ve embriyonun rahme tutunma ihtimalinin desteklenmesine katkı sağlayabilir.
Tekrarlayan Gebelik Kaybının Tanımı
Tekrarlayan gebelik kaybı, iki veya daha fazla düşük yaşanması olarak tanımlanmaktadır. İlk düşükten sonra çoğunlukla kapsamlı bir araştırmaya başlanmaz. Ancak ikinci düşük gerçekleştiğinde durum “tekrarlayan gebelik kaybı” olarak değerlendirilir ve olası nedenler araştırılır.
Tekrarlayan gebelik kayıplarında bilinen başlıca nedenler şunlardır:
- Embriyonun genetik yapısındaki bozukluklar
- Rahim kaynaklı sorunlar
- Pıhtılaşma ve bağışıklık sistemiyle ilgili bozukluklar
- Tiroid fonksiyonlarındaki bozukluklar
- Obezite, insülin direnci ve metabolik sorunlar
Tekrarlayan gebelik kayıplarının önemli bir bölümünde kesin neden belirlenememektedir. Bilinen nedenler arasında ise embriyonun genetik yapısındaki bozukluklar öne çıkmaktadır. Burada söz konusu olan, her zaman anne veya babanın genetik yapısının bozuk olması değildir. Sorun, oluşan embriyonun genetik yapısıyla ilgili olabilir.
Embriyonun genetik yapısının bozulmasında özellikle iki faktör üzerinde durulmaktadır:
- İleri kadın yaşı
- Erkeğin sigara kullanması
Erkek Faktörü ve Sperm DNA Hasarı
Sigara kullanan erkeklerde sperm hücrelerinin yapısal özellikleri değerlendirilmelidir. Sperm testinde yapısal bir bozukluk görülmesi durumunda sperm DNA hasarı testi önerilebilir.
Sperm DNA hasarının yüksek olduğu belirlenirse genetik tanılı tüp bebek tedavisi değerlendirilebilir. Tüp bebek uygulanacaksa mikroçip yöntemiyle DNA hasarı bulunan spermlerin elenmesi ve daha sağlıklı spermlerle döllenme işleminin gerçekleştirilmesi tercih edilebilir. Bu yaklaşımın gebelik ihtimalini artırabileceği düşünülmektedir.
Rahim Kaynaklı Nedenlerin Araştırılması
Tekrarlayan gebelik kayıplarında ikinci önemli neden grubu rahim kaynaklı sorunlardır. Rahmin yapısı dört boyutlu ultrasonla değerlendirilmelidir. Bununla birlikte, yalnızca ultrason incelemesi her zaman yeterli olmayabilir.
Özellikle düşük veya kürtaj öyküsü bulunan hastalarda rahim filmi çekilmesi önerilmektedir. Rahim içinde meydana gelen yapışıklıklar, embriyonun tutunmasını engelleyebilir veya tekrarlayan gebelik kayıplarına neden olabilir.
Dört boyutlu ultrasonla aşağıdaki yapısal bozukluklar değerlendirilebilir:
- T şeklinde rahim
- Rahim perdesi
- Çift boynuzlu rahim
- Rahim boşluğunu etkileyen diğer yapısal sorunlar
Rahim filmi anestezi altında çekiliyorsa ve rahim içinde düzeltilmesi gereken bir problem belirlenmişse aynı seansta histeroskopi uygulanabilir. Böylece düşükle ilişkili olabilecek yapısal bir sorun giderilebilir.
Pıhtılaşma ve Bağışıklık Sistemi Testleri
Tekrarlayan gebelik kayıplarında bazı bağışıklık sistemi ve pıhtılaşma bozukluklarının değerlendirilmesi önemlidir. Bu kapsamda şu testlere bakılabilir:
- Lupus antikoagülan
- Antikardiyolipin antikorları
- Anti-beta-2 glikoprotein antikorları
Bu bozukluklar tedaviyle kontrol altına alınabilecek faktörler arasında yer almaktadır.
Bunun yanında Faktör V Leiden, protrombin ve MTHFR gibi kalıtsal pıhtılaşma testleri bulunmaktadır. ESHRE ve ASRM, bu genetik pıhtılaşma testlerinin rutin olarak yapılmasını önermemektedir. Çünkü test sonucu pozitif olsa bile kan sulandırıcı kullanımının düşükleri önlediğini gösteren yeterli katkı ortaya konulamamıştır.
Buna rağmen bu testlerin Türkiye’de kolaylıkla yapılabilmesi ve hastaların konuya yoğun ilgi göstermesi nedeniyle klinik uygulamada genetik pıhtılaşma testleri de istenebilmektedir.
Faktör V Leiden veya protrombinle ilgili bir bozukluk saptanırsa kan sulandırıcının dozu hastanın kilosuna göre düzenlenebilir. MTHFR homozigotluğu bulunması durumunda ise homosistein düzeyine bakılmaktadır. Homosistein değeri 10’un üzerindeyse kan sulandırıcı başlanabilir; değer yüksek değilse bulgunun tek başına belirgin bir anlamı olmayabilir.
Tiroid Fonksiyonlarının Değerlendirilmesi
Tekrarlayan gebelik kaybı bulunan hastalarda TSH değerinin değerlendirilmesi önemlidir. Güncel yaklaşımda TSH için geçmişte kullanılan 2,5 sınırı kadar katı bir vurgu bulunmamakla birlikte değerin 3’ün altında olması tavsiye edilmektedir.
Transfer öncesinde TSH değerinin yüksek bulunması durumunda transfer ertelenebilir veya hasta dahiliye uzmanına yönlendirilebilir. Dahiliye değerlendirmesinde T3 ve T4 gibi diğer tiroid değerleri de incelenerek mevcut durumun gebelik ve düşük riski açısından önemi belirlenebilir.
İnsülin Direnci ve Obezite
Tekrarlayan gebelik kayıplarında insülin direnciyle ilgili yeterli bilimsel kanıt henüz bulunmasa da metabolik değerlendirme gebelik planlayan kişiler için önemlidir.
Özellikle aşağıdaki durumlarda insülin direnci araştırılabilir:
- Fazla kilo veya obezite
- Polikistik over sendromu
- Önceki gebelikte şeker yüksekliği öyküsü
- Karın bölgesinde belirgin yağlanma
Değerlendirmede sabah açlık kan şekeri ve insülin düzeyi birlikte incelenmektedir. İnsülin direnci belirlenirse diyetisyen kontrolünde bir beslenme programı hazırlanabilir veya gerekli görülürse metformin tedavisi başlanabilir.
Fazla kilo gebeliğe kesin olarak engel değildir; kilolu kadınlar da gebe kalabilir. Ancak fazla kilo, gebelik kaybı riskini artırabilir. Amaç yalnızca gebeliğin oluşması değil, gebeliğin sağlıklı bir doğumla sonuçlanmasıdır. Bu nedenle uygun hastalarda kilo vermeyi destekleyen yöntemlerden yararlanılabilir.
Vitamin Eksiklikleri Tekrarlayan Düşüklere Neden Olur mu?
Soru: D vitamini, B12, folat veya demir eksikliği tekrarlayan gebelik kayıplarına neden olabilir mi?
Cevap: Bu eksikliklerin tekrarlayan gebelik kaybına neden olduğu gösterilmemiştir. Bu nedenle söz konusu vitamin değerlerinin yalnızca tekrarlayan düşükleri araştırmak amacıyla incelenmesi önerilmemektedir.
Ancak gebelik planlayan kadınların genel sağlık değerlendirmesinde folik asit, B12 ve D vitamini gibi değerler kontrol edilebilir. Tüp bebek tedavisine başlayan hastalara da bu vitaminleri içeren multivitamin takviyeleri önerilebilir. Buradaki amaç genel gebelik hazırlığıdır; vitamin eksiklikleri tekrarlayan gebelik kaybının doğrudan nedeni olarak değerlendirilmemektedir.
Kan Sulandırıcılar Her Hastada Kullanılmalı mı?
Soru: Tekrarlayan düşük yaşayan her hastanın kan sulandırıcı kullanması gerekir mi?
Cevap: ESHRE ve ASRM değerlendirmelerinde, kan sulandırıcıların rutin kullanımının tekrarlayan gebelik kayıplarını önlediği gösterilememiştir. Faktör V Leiden, protrombin ve MTHFR gibi genetik pıhtılaşma testlerinin de rutin olarak yapılması tavsiye edilmemektedir. Test sonucunun pozitif olması, kan sulandırıcı kullanımının mutlaka fayda sağlayacağı anlamına gelmez.
İlk Düşükten Sonra Hangi Araştırmalar Yapılmalıdır?
Soru: Genetik olarak sağlıklı olduğu belirlenen bir embriyonun transferinden sonra düşük yaşanırsa ilk olarak ne araştırılmalıdır?
Cevap: İlk gebelik kaybından sonra kapsamlı araştırma yapılmasının bilimsel açıdan ek bir katkı sağladığı gösterilmemiştir. İkinci bir düşük yaşanması durumunda ise embriyonun genetik yapısı, rahim kaynaklı sorunlar, bağışıklık ve pıhtılaşma faktörleri ile tiroid fonksiyonları değerlendirilir.
İlk düşükten veya ilk başarısız tüp bebek denemesinden sonra çok uzun süre beklenmeden yeniden gebelik planlanması tavsiye edilebilir. Özellikle ilk iki ay içinde yeni bir deneme yapılması önerilmektedir.
Tüp bebek tedavisinde kullanılan ilaçlar ve vitamin destekleri yumurta kalitesini artırabilir. Ayrıca tedavi sürecinde sigaranın azaltılması veya bırakılması ve beslenmeye daha fazla dikkat edilmesi, sonraki denemeye daha hazırlıklı başlanmasını sağlayabilir.
Düşüğün Gerçekleştiği Hafta Nedenleri Değiştirir mi?
Soru: Düşüğün 5–6. haftada veya 9–10. haftada gerçekleşmesi araştırılacak nedenleri değiştirir mi?
Cevap: Düşüğün gerçekleştiği gebelik haftasına göre temel nedenler belirgin biçimde değişmemektedir. Başlıca nedenler yine şu şekilde sıralanmaktadır:
- Embriyonun genetik yapısı
- Rahim kaynaklı sorunlar
- Pıhtılaşma ve bağışıklık sistemiyle ilgili faktörler
- Tiroid fonksiyonları
Kimyasal gebeliklerde, tekrarlayan tüp bebek başarısızlıklarında ve tekrarlayan gebelik kayıplarında benzer nedenler değerlendirilmektedir.
Her Hastaya Genetik Tanılı Tüp Bebek Önerilmeli mi?
Soru: Embriyonun genetik yapısı önemli bir risk faktörüyse herkese genetik tanılı tüp bebek önerilmeli midir?
Cevap: Günümüzde herkese doğrudan genetik tanılı tüp bebek önerilmemektedir. Geçmişte, özellikle 37 yaşın üzerindeki kadınlarda bu yöntem daha sık tavsiye edilmekteydi. Ancak son yıllarda embriyo değerlendirmesinde yapay zekâ destekli sistemlerin kullanılmasıyla birlikte genetik incelemeye yaklaşım değişmiştir.
Bilimsel verilerde genetik tanının uygulanması ile uygulanmaması arasında canlı doğum oranları bakımından belirgin bir fark gösterilememesi nedeniyle yöntem artık her hastaya rutin olarak önerilmemektedir. Genetik inceleme kararı hastanın yaşı, düşük öyküsü, embriyoların durumu ve yapılan değerlendirmelere göre verilmelidir.
Trizomi ve Mozaik Embriyolar
Genetik incelemede Trizomi 21 saptanan bir embriyonun transfer edilmesi önerilmez. Testlerin belirli bir yanılma payının bulunması, trizomi belirlenen embriyonun transfer için uygun kabul edileceği anlamına gelmez.
Kromozom fazlalığı bulunan trizomiler arasında yaşamla bağdaşabilenler şunlardır:
- Trizomi 13
- Trizomi 18
- Trizomi 21
Bu kromozomal bozuklukların belirlenmesi durumunda embriyo transferi önerilmemektedir.
Mozaik embriyolar ise farklı şekilde değerlendirilmektedir. Mozaiklik oranı yüzde 50’ye kadar olan embriyolar transfer açısından kabul edilebilirken, yüzde 50’nin üzerindeki mozaik embriyoların transferi tavsiye edilmemektedir. Her embriyo, genetik sonuçları doğrultusunda ayrıca değerlendirilmelidir.









