Tüp Bebek  


Çocuk İstiyorum Dayanışma Derneği – Tüp Bebek

Bizim mücadelemiz, iki sene önce başladı

Bizim mücadelemiz, iki sene önce başladı

Bizim mücadelemiz, iki sene önce başladı denilebilir. Bu tarih artık ciddi ciddi çocuk yapma araştırma ve çalışmalarının başladığı tarihtir. Amaca yönelik olarak yaz tatili dönüşü doğum kontrol hapını bıraktım. 1Bir sene önce kullanmaya başlamış, göğüslerimde meydana gelen aşırı hassasiyet yüzünden bir süre ara verip sonra tekrar devam etmiştim. Doğum kontrol hapımı tamamen bıraktığımda zaten mazisi çok fazla olmadığı için bir iki ay içinde hiç bir etkisinin kalmayacağını, böylelikle hemen hamile kalabileceğimi umuyordum. Doktora eşimle beraber gitmiş bu konuları etraflıca görüşmüştük. Doktora daha önce muayene için gittiğimde adetlerimin düzenli sayılabileceğini söylemiştim. Daha önce hiç hesaplamamıştım, doktor ısrarla kaç günde bir olduğumu sorunca normal olan “28 günde bir olduğumu söyleyebilirim, ara sıra bir kaç gün gecikme oluyor” demiştim. Bu bilmeden doktoru biraz yanıltmaktı tabi. Böyle olunca adet periyotlarının on iki ile on altıncı günler arasının bu amaca yönelik olarak en uygun dönem olduğunu öğrenmiştim. Doktorumuz bize Nisan ayına kadar zaman tanıyacağını yaklaşık 8 aylık dönemde hamile kalmazsam çeşitli testler yaptıracağımızı belirtmişti. Benim yaşım 26 eşimin yaşı 39 idi.

Araştırmalara başladım. Baktığım büyük kitapçılardaki hamilelikle vs ilgili kitaplarda maalesef hamile kalmaya yönelik nelere dikkat edilmesi gerektiği konularına pek fazla yer verilmiyordu. Daha çok gebelik konuları ve dönemleri işleniyordu. Bir kaç ay geçti sonra internet üzerinden araştırmaya başladım. Hamile kalabilmek için nelere dikkat etmek gerekiyordu, bu gibi şeyleri merak ediyor, bilinçli olmak istiyordum. İlk önce Babycenter.com adresini keşfettim. Çok büyük bir site idi ve içinde istemediğin kadar çok bilgi ve konu başlığı vardı. Burada gebe kalabilme konusuna hayli yer ayrılmıştı. Fark ettiğim başlıklardan biri Ovulasyon (yumurtlama) Günleri denen o zirve günlerinin doğru hesaplanması idi. Oradan öğrendim ki benim periyotlarım düzensiz ve uzun olduğu için (kimi zaman 32-35 kimi zaman 45 gün sonra adet görüyordum) genelde ovulasyon günlerimi hep yanlış hesaplamış, daha doğrusu tutturamamış oluyordum. Böylelikle bir kaç aydır hamile kalamayışımı yanlış hesaba bağladım. Bunun üzerine kendim bilgisayarda bazı hesaplamalarla bazı tablolar oluşturdum. Bu tablolar her yeni periyot için çeşitli alternatif tarihler içeriyordu. Mesela periyodumun 24 gün sürme ihtimalinden başlıyor 45 50 gün ihtimallerine kadar çıkıyordu. Aynı tablo içinde günlük basal vücut ısımı kaydettiğim bir sütun da vardı. Ayrıca hangi günler birlikte olduğumuzu da işaretliyordum. Başta hazırladığım bu tabloları doktoruma fakslıyor onlarca soru soruyordum. Büyük sabır ve istekle beni aydınlatıyordu. Bu noktada doktorun ne kadar önemli olduğunu anladım. Doktorumla arkadaş gibiydim. Bu arada idrar yolları enfeksiyonu şüphesiyle hastanede yaptırdığım idrar tahlili sonucunu beklerken, hemşire laboratuardan gelen telefon üzerine bana hamile olup olmadığımı sorunca, müthiş heyecanlanıp şaşırdım ve olabileceğimi söyledikten sonra büyük bir umutla tahlil sonucunu bekledim. Bekleme odasında duvardaki bebek posterlerine mutlu ve heyecanlı bakıp gülümsüyordum. Bu fikir çok hoşuma gitmişti. Aldığım sonuçta hamileliğimle ilgili bir şey yazmıyordu ve ben zarfı açıp bakana kadar hemşire ortalıktan kaybolmuştu. Neredeyse uçar adımlarla doktorumun muayenehanesine gittim. Doktor, tahlil sonucuna bakacağı zaman, hastanede olanları anlattım. Dr. gayet sakin; tahlilde protein çıktığını o yüzden öyle düşünmüş olabileceklerini söyledi. Hevesim kursağımda kalmıştı ki muayeneden sonra bana bulantım olup olmadığını sordu, tabii ki yoktu. Sorma nedenine gelince rahim ağzım hamilelerdeki gibi morarmıştı. Bunun üzerine hemen ilaç vermedi bir kaç gün beklememizi söyledi. Periyotlarım düzensiz olduğundan kaç gün gecikmiş olduğumu tam olarak bilemiyordum. Eve giderken büyük heyecanla evde yapılan gebelik testlerinden aldım. Her ne kadar doktorum erken olduğunu hayal kırıklığına uğrayabileceğimi söylediyse de. Sonuç negatif çıktı. Gerçek bir hayal kırıklığı idi ama atlattık tabi.

Uzun ve biraz düzensiz sayılabilecek periyodlarımla ilgili olarak doktorum bana ovulasyon uyarıcı bir ilaç yazdı. 3 ay periyodumun 5. günü başlayarak günde 2 seferden 5 gün bu ilaçtan kullandım. Adetin ortasında yumurtalıklarım kontrol edildi ve gerekli büyüklüklere ulaştıkları görüldü. Bu ilaç, yumurtalıkları uyararak hem daha kaliteli yumurta üretimini hem de adetimi düzene sokarak ovulasyon günlerimin de kolay ve doğru hesaplanmasını sağlıyordu. Sonra doktorum bu ilacın uzun süre kullanıldığı takdirde tüplerde yapışıklık yapabileceğini öğrendiğini ve bir ay ara vermemizin iyi olacağını söyledi. Ara verdik. Sonra edinilen bilgiye göre günde tek doz olarak denedik. Yapılan ultrasound muayenesinde tek dozun da aynı etkiyi sağladığını ve sık kullanım nedeniyle olan yapışıklık riskini ortadan kaldırdığını öğrendik.
Sekiz ay sonunda hamile kalamayınca istemeye istemeye tekrar birlikte doktorun yolunu tuttuk. Dr. önümüze bir program koydu. 3İlk etapta eşimin sperm durumuna bakılacağını, sayı ve nitelik yönünden değerlendirileceğini, sonraki ay benim rahim filmimin çekileceğini böylelikle tüplerimde tıkanıklık olup olmadığına bakılacağını söyledi. Bunun üzerine ilk adımdan başlandı. Sperm sonucunu ben alıp doktora yalnız gitmek zorunda kaldım. Hastaneden sonucu aldığımda pek hoş bir sonuç olmadığını anlamıştım. Eşime, telefonda her ne kadar belli etmemeye çalıştımsa da o bir şeyler sezmişti. Dr. a birlikte gitmeyi teklif ettimse de işleri nedeniyle gelemedi. Asıl mücadele şimdi başlıyordu. Dr. sonuçlara bakıp pek sürpriz olmasa da; sperm sayısının düşük olduğunu hızlı hareketli spermin hemen hemen hiç olmadığını bu durumda suni döllenme yöntemlerini denemenin en iyisi olabileceğini ama bundan önce yine de eşimin bazı muayenelerden geçmesinin ve benim de rahim filmime bakılmasının gerektiğini söyledi. Örneğin eşimdeki durum üreme yollarındaki damarlarla ilgili olup varikosel de olabilirdi. Gözlerim doldu. Kendisiyle çok zor konuştum. Çaresiz olmasa bile kısırlık söz konusuydu ve çocuk sahibi olabilmenin ne kadar zaman alabileceği, hatta olup olamayacağımız, bombardımana tutulmuş gibi beni sıkıştırıyordu. Zaten normalde düşük bir oran olan (%25 gibi) hamile kalma şansı iyice düşmüştü. Dr. dan çıkınca işe dönmem gerekiyordu. Oysa ben hüngür hüngür ağlıyordum. Eşim yanımda olsaydı daha iyi mi olurdu kötü mü bilemiyordum. Şirkete döndüğümde perişan durumda olduğum için en yakın arkadaşım beni gördüğünde yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu anladı. Anlattım. Beni çok güzel teselli etti. Bu yöntemlerin çok sıklaştığını Avrupa ve Amerika’da da pek çok çiftin bu problem nedeniyle bu yöntemleri denediğini ve her geçen gün başarı oranının arttığını, vs bir yerlerde okuduğunu söyledi. O an bunu, beni teselli etmek için mi yoksa gerçekten okuduğundan mı söyledi bilemiyordum ama kendimi toparlamama çok yardımcı olduğunu söylemeliyim. Bu tip şeyleri hemen güvenebildiğiniz iyi bir dostunuzla konuşmanın ne kadar önemli bir şey olduğunu şimdi çok daha iyi anlıyorum. Arkadaşımla konuştuktan sonra internetten bu konulara şöyle bir baktım ve oldukça yaygın olduğunu ve sahiden de çözümsüz olmadığını okudum. Gerçekten zor bir gündü, evde konuyu eşime en iyi şekilde nasıl açacağımı düşünmeye başlamıştım artık. İtiraf etmeliyim ki evde ona biraz rol yapmak zorunda hissettim kendimi. Akşam gerçekten zor geçti. Her ne kadar bunun önemli bir sorun olmadığını, üzülecek bir şey olmadığını, bunların çaresinin olduğunu basit yöntemlerle bu sorunun kolaylıkla bertaraf edilebildiğini vs. söylesem de o artık farklıydı. Bunu benim kadar hafife alamıyordu. Uzunca bir süre kendini suçladı ve bu yüzden benim ne kadar şanssız olduğumu söyleyip durdu. Onun deyimiyle “Onun yüzünden” hamile kalamamam onu kahrediyordu.

Çok istiyor ve arkadaşlarımın çocuklarına gıpta ile bakıyor olmam onu içten içe üzüyordu. Başlangıçta bunları belli etmiyor umursamıyor gözükmeye çalışıyordum ama gün geçtikçe başka bir arkadaşın ya da yakının hamile olduğunu veya çocuk doğurduğunu duyuyorduk. Sonra en zor gelen “hayırlı olsun ziyaret” fasılları başladı. Hele iki bebekli arkadaşın arasında kalıp tek muhabbet konusunun bebek olduğu ziyaretlerde ağlamamak için kendimi sıkıyor, erken kalkmak istiyordum. Dışarı çıktığımızda eşim bana sorduğunda sinirlerim boşalıp hüngür hüngür ağlamaya başlayınca onun daha çok üzüldüğünü bilip kendime daha da kızıyordum, böylece daha da sinirlerim boşalıyordu. Öyle bir safhaya geldim ki artık sokakta hamile bir kadın görsem gözlerim doluyor, birisinin hamile olduğu haberini alsam tuvalete, banyoya,vs. kaçıp hüngür hüngür ağlamaya başlıyordum. Bu safhada bir psikiyatriste gitmenin en iyi şey olcağını düşünüp hiç ertelemeden birisini buldum. Yabancı insanlara rahat açılıp dert anlatma fikri bana zor göründüyse de bulduğum doktordan çok memnun kaldım ve sadece iki kere gitmeme rağmen müthiş rahatladım ve bir daha gitme ihtiyacı duymadım. Böyle sıkıntılı bir durumu kendi başım atlatmaya çalışmayıp profesyonel yardım aldığım için çok memnun olmuştum.

Sürecimize geri dönelim. Rahim filmimin çekilmesi bana çok sıkıntılı geldi. Her ne kadar doktorum telefonda bunun akciğer röntgeni çekmeye benzemediği için kendisinin çekmesi gerektiğini söylemiş olsa da; ben bunun en fazla muayene gibi bir şey olacağını düşünüp sonrasında alışveriş programı da yaparak laylaylom gitmiştim kocamla laboratuara. Biraz korkutucu gelecek belki ama hayatımda geçirdiğim en sıkıntılı ve zor tecrübe olduğunu itiraf etmeliyim. Laboratuarda hemşire beni işlemin yapılacağı odaya aldı, gömleği giyip muayene pozisyonu almamı söyledi. Doktorum işlemlere başlarken yapacağı şeyi önceden açıklıyor biraz ağrı duyacağımı, ilacı şırınga ettiğinde de yanma ve biraz daha fazla acı hissedeceğimi ama adet sancısı gibi olacağını söylüyordu. Genç kızlığımdan beri adetlerim öyle sancılı geçerdi ki o yüzden o kadar önemsemedim. Korkunçtu. Tek kelimeyle yaşadığım en acı verici, sıkıntı verici tecrübe idi. Böyle hissetmemde şunların da payı var tabi: Birincisi; acı verebilecek, sıkıntılı bir işlem olduğunu hiç öğrenmemiş olduğum için kendimi hazırlamamış olmam, ikincisi de odanın inanılmaz sıcak olması. Önce rahmime büyükçe bir alet takılarak çalışma alanı bir nevi genişletildi. Bu çok az, belli belirsiz rahatsızlık veren bir şey. Sadece yabancı bir cismin varlığı beni rahatsız etti. Sonra ince uzun sivri uçlu bir cımbızla rahim ağzını çekti. Bu canımı yaktı ama gerisi daha da zor oldu. Sıcak ve boğuk hava her şeyin daha fena olmasına neden oluyordu, su içinde kalmıştım. Doktor, koca bir şişe lipidoyu (renkli ve kalın bir yağ) tüplerime enjekte etmeye başladı. Her ne kadar bunun biraz daha acı vereceği konusunda uyarmışsa da acım inanılmazdı. O kalın yakıcı yağ, benim incecik hassas tüplerimi geçmek için zorlarken inanılmaz derecede can yakıcıydı. Tabiri caizse, çok canı tatlı biri olmamama rağmen dayanamayıp çığlıklar atmaya başladım. Bu çığlıklar arasında bir de hemşire bana “tut nefesini” diye bağırınca nefesimi yutuyor, bu masadan sağ salim kalkarsam o hemşireyi yatırıp aynı işlemi ona yaptırmayı planlıyordum. Şaka bir yana; ne kadar kaldığını sorduğumda doktor bitiyor derken hemşire de “sık dişini, iki dakika kaldı” diyerek kendini affettiriyordu ki doktor hemen ardından, tüplerden birinin görünmediğini, sıvının geçmediğini söyleyip yinelemek istedi. İnanamadım, tekrar edilecekti. Tanrım dayanılmazdı. Korkunç bir ağrı, acı, sancı, yanma yaşıyor, sıcaktan ve terimden boğuluyor ve bunun bitmeyeceğini duyuyordum. Bir anda “yeterrrr” diye bağırıp üzerimdeki makinaları, hemşireyi, vs. her şeyi itip kalkmak istedim ama aynı zamanda beynim galip geldi ve böyle bir davranış sonucunda; rahmime takılı kalın ve ağır aletlerden dolayı kendime daha büyük zarar verebileceğimi ya da daha başka bir gün her şeyi sil baştan yeniden yaşayacağımı düşünerek sabretmeye karar verdim. Büyük bir acı ve ter içinde bitmesini bekledim ve nihayet bitti ama tabii ki 2 kez denenmesi gerekmişti ve bu arada bir de aklıma ya tüplerimden biri tıkalıysa sorusu takılmıştı. 2. Seferde ikinci tüpte ne kadar başarı sağlandı bilemiyordum ama doktorum, ikincisinin tıkalı olma ihtimali olduğunu, 2. Seferde ilacın biraz daha geçebildiğini ama zaten korkmamam gerektiğini tekinin bile yeterli olacağını söyledi. Ben perişan ve bitmiş vaziyette yatarken ve altım kan içinde kalmışken bana bunları açıkladı, gitme niyetindeydi ki bir ağrı kesici vermesini, sancımın dayanılmaz olduğunu söyledim Bunun üzerine bana bir novalgin iğne yaptı ve filmleri alarak, beni de teselli etmeye çalışmak için tatlı bir şekilde veda ederek gitti. Eşim yanıma gelmişti, endişeli ve üzgün görünüyordu çünkü çığlıklarımı dışarıdan duymuştu. Bir dost görmek ne güzeldi. İğneden yarım saat sonra ancak kalkabildim. O da çok rahatlamış olarak değil. Kanamam devam ediyordu. Sonrasında da ayakta olduğumda bir problem yoktu ama otururken hele de kalkmak için oturduğum yerde doğrulmaya çalıştığımda acı çekiyordum. Bir iki gün sürdü, sonra tabii ki geçti ama zor olan kimseye bu acı tecrübeden bahsetmediğimiz için -aileler dahil- bu zaman zarfında aynı mekanda bulunduğum insanlara rahatsızlığımı belli etmemeye çalışmaktı. Bu hoş olmayan sıkıntılı safhayı ayrıntılı olarak anlatmamın nedenine gelince; amacım kimsenin gözünü korkutmak değil ama hiç bilmeyenler için, daha sonra geçirmiş olduğum asıl korkulan işlemlerin ne kadar hafif geçtiğini belirtebilmek. Ayrıca bu tip tecrübelerde ne kadar çok sıkıntı ve acıyı bilir ve kendinizi ona göre hazırlarsanız hep beklediğinizden daha kolay geçtiğini görürsünüz. Oysa ki bana tam tersi olmuştu, çok hafif ve kolay bir işlem beklerken, bitmek bilmeyen ve dayanılmaz acı verici bir tecrübeyle karşılaştım çünkü buna kendimi hiç hazırlamamıştım. Şunu da belirtmeliyim ki benden sonra bu işlemden geçen bir arkadaşım, başlamadan önce ağrı kesici verildiği ve kendisi de bunun sancılı bir işlem olduğunu bildiği için beklediğinden çok daha hafif geçtiğini ve çok acı duymadığını söyledi.
Bu işlemden bir ay sonra ilk aşılama denemesi gerçekleştirildi.4 Yine adetimin 5. gününde uyarıcı hap kullandım. 11. günü ultrason muayenesiyle yumurtalıkların iyi ve yeterince gelişmiş oldukları saptandı. Transfer yapılacak tarihe göre yumurtalıkların daha olgunlaşıp çatlamasını sağlayacak iğnenin yapılacağı gün ve saat belirlendi. İğneyi yaptırdıktan 36 saat sonra eşim, sperm yıkama işleminden aldığı taze, yıkanmış, ayıklanmış, motive edilmiş sperm sonucu ve ben doktorun muayenehanesinde buluşup işlem için start aldık. Bu yöntemde de benzeri şeyler yapılacağını düşünerek acı çekeceğimi varsaymıştım ve bu sefer kendimi gayet iyi hazırlayarak gitmiştim. Tabii ki düşündüğümden ve beklediğimden çok daha kolay geçti. İşlemden sonra 15 dakika kadar hafif başaşağı olarak ve belim yastıkla desteklenmiş olarak yatıp dinlendim ve hamile kalabilmek için dua ettim. Aşılamanın sadece ilk iki seferinde, spermi şırınga etmeye yarayan, kateter denilen ince uzun boru müsvettesi biraz daha kalın olduğundan hafif bir sızı duydum ama daha sonraki denemelerde kendi kateterimizi sperm sonucunu alırken laboratuardan satın aldığımızda o yeni kateterin daha ince olduğu anlaşıldı ve ben sonrakilerde hiç ama hiç acı duymadım. Evet maalesef daha sonrakiler diye bir mevzu bahis var. Ne ilkinde tuttu ne de sonrakilerde ama biz doktorumuzun yollarını aşındırırken doktorumuzdan, bizimle aynı sorunu olan başka bir çiftin ilk seferde tutturabildiklerini duyduk. Onlar adına sevindik tabi. Uzunca bir süre yaptığımız tek şey başkaları adına sevinmekti. Biz her defasında hayal kırıklığına uğruyorduk. Aşılama denemeleri yapılmayan aylarda kendiliğinden olma ihtimali bizi umutlandırıyor, belki belki belkilerle bekliyorduk. 5 sefer denenen aşılamalardan sonra tutmadığı takdirde; doktorum, laparoskopik yöntemle tüplerime bakılacağını söyledi. Bu yöntemle, rahim filmiyle görünmeyen bir yapışıklık, tıkanıklık olup olmadığından emin olunacak gerekirse aynı işlem içerisinde bu giderilmeye çalışılacaktı. Başta bundan korkmuş, hele ki bundan kaynaklarda basit bir ameliyat olarak bahsedildiğini görünce “ameliyat” kelimesi bana itici gelmişti. O nedenle “ya tutarsa” fikrinden hareketle daha çok umut ve dua edip bunun gerekmemesini diledim. Sonradan her seferinde olduğu gibi sonuç alamayıp buna mecbur olunca kendimi bu fikre de alıştırmayı öğrendim. Evet küçük bir ameliyattı, genel anestezi ile yapıldı ama çok hafif atlattım, hiç bir sıkıntı, zorluk çekmedim. Tüplerde sadece normal olan hafif bir yapışıklık vardı temizlendi ama bu zaten tıkanıklık sayılmıyor ve illa ki temizlenmesi gerekmiyordu fakat böylelikle az da olsa şansımız artmış ve benim üreme yollarımda herhangi bir engel olmadığından emin olmuştuk.

Faydasını gördüğüme inandığım bir konudan bahsetmek istiyorum: Refleksoloji. Bunu ilk defa duyanlar için kendimce kısaca açıklamaya çalışayım. Sürç-i lisan edersek affola. Refleksoloji, yanılmıyorsam yaklaşık 3000-5000 yıl öncesi Mısır ve Çin uygarlıklarına dayanan bir tanı ve tedavi yöntemi. Bu yöntem, kısaca “ayaklarınız vücudunuzun aynasıdır” felsefesine dayanır. Ayaklarda bulunan sinir uçlarına (ki ayaklarda 7000’in üzerinde sinir ucu olduğu söyleniyor) yapılan hafif baskı yoluyla vücudunuzda bu sinir uçlarına tekabül eden iç organlarının ve vücudun bazı bölgelerinin durumu tespit edilebiliyor ve ağrı ve olumsuzluk tesbit edilen sinir ucuna yine ayaktan masaj yapılarak rahatsızlık giderilebiliyor. Çok sayıda rahatsızlık, bu yolla giderilebiliyor ama tabii ki uzman kişinin yapması şartıyla. Ayaklardaki refleks bölgelerine masaj yaparak kan dolaşımını yükseltip sinir sistemindeki gerilim rahatlatılıyor, bir bölgeye gereğinden fazla masaj yapılması kaş yapayım derken göz çıkarılmasına neden olabilir. Sonuç olarak refleksoloji terapisi, iç organlarımıza ve vücudumuzun çeşitli bölgelerine tekabül eden ayaktaki belirli reflekslere masaj yapma tekniğidir denilebilir. Benim bundan sağladığım faydaya gelince; yıllardır çektiğim bel rahatsızlığı (belimdeki kireçlenme) bu yöntemle tespit edilip tedaviye başlandığında (günlük seans şeklinde) kan dolaşımımın düzene girmesiyle vücudumda meydana gelen müthiş enerji patlamasıyla hissettiğim dinçlik ve mutluluk hissinin yanısıra yumurtalık uyarımı için kullandığım ilaçlardan dolayı vücudumda oluşan ve beni kahreden ödemi atıp yine incelebilmem oldu. Ödemden kalınlaşan bacaklarım inceldi ve oluşmaya başlayan selülit çok büyük ölçüde azaldı. Söylemeye gerek yok tabii ki moralim çok düzeldi. Ayrıca bu yöntemle yumurtalıkların daha iyi çalıştırılmasına yönelik olarak da masaj yapılması mümkün. Benden tavsiye etmesi. En azından artık bildiğim doğal, sağlam bir yöntem var.

Bu arada Sevgili Sibel Tuzcu ile internet canavarlığım sayesinde tamamen tesadüfen, kim olduğunu bilmeden sadece web tanıtım sayfası ve doğal yollarla kadın hormonlarını çalıştırma konuları dikkatimi çektiğinden e-posta aracılığı ile tanıştım. Bu, benim için en önemli basamaklardan biridir. Kısırlık gibi bir problemle uğraşıp, çeşitli yöntemler ve tedaviler deneyip hayal kırıklıklarına uğrarken ve bunları pek kimseyle konuşmayıp kendi içinizde saklayarak sadece eşiniz ve bir iki yakın arkadaşınızla dertleşirken üstelik konudan bi-haber insanların size çocuk sahibi olma konusunda yersiz ve gereksiz göndermeler yaptıkları bir durumda defalarca yaşadığınız hayal kırıklıkları arasında, sizden çok daha yorucu, zorlu bir hikayede bir o kadar umut dolu, güçlü bir insanla karşılaşmak anlatılmaz ölçüde müthiş bir şeydi. Etrafımda durumumuzu bilen arkadaşlar arasında maalesef bu yollardan bizden önce geçen yoktu, bizden sonra başlayanlar vardı. Bu durumda insanın oradan buradan okumak yerine bire bir canlı, bunları yaşamış, çok daha büyük engellerle karşılaşmış ama hiç umudunu yitirmemiş bir insanı yakınında hissetmesi, inanın samimiyetle söylüyorum, özellikle benim gibi araştırması ve sorusu hiç bitmeyen bir insan için ıssız ve kuru bir çölde bir vaha bulmak gibiydi. Hiç tanımadığım, yüzünü görmediğim, sesini duymadığım bir insan sadece benim gibi çocuk sahibi olmak isteyip de çeşitli engellerle karşılaşan kadınlara bir ışık tutmak, umutlarını kazandırmak ve belki de bir parça olsun yol göstermek için çabalıyordu. Bitkiler, vs hakkında bir şeyler öğrenme umuduyla bir mesaj yazmıştım, gerisi su gibi geldi. Bu konuda hayatımda en büyük desteği aldığım insandı. Eşimin desteğini asla yadsıyamam ama sonuçta o ve ben benzer durumlardaydık. Olayın içinde, daha duygusal, umutsuzluklara daha açık ve sonucun ne olacağını bilemeden bir şeyler yapmaya çalışan insanlar. Oysa Sibel, sonucu istediği yöne çekmeyi başarabilmiş harika bir örnekti. Harika ve bir o kadar da zor bir şeyi başarmış, istediği şeyi elde etmiş biri olmanın yanı sıra, hiç bir çıkarı olmaksızın sadece benim gibilere bir umut, bir yol göstermek için çırpınan birisiydi. Mesajlaşmamız gün geçtikçe sıcaklaştı ve ben hiç beklemediğim bir kaynaktan harika bir dost edindim ve onunla yazışmaya başladıktan sonra bir gün, hem de çok yakın zamanda bir gün çocuk sahibi olacağımıza inancım arttı. Asla kaybetmemem gerekenin İNANMAK olduğunu öğrendim. Sibel’in denemiş, yararını görmüş ve gönül rahatlığı ile de tavsiye etmiş olduğu beslenme önerilerine elimizden geldiğince uyduk. Ben zaten her derdin devasının doğada olduğuna, dikkatli ve bilinçli kullanıldığı takdirde doğadan gelen yardımı tercih ederim her zaman. Bu nedenle Sibel’in önerdiği şeylerde tereddüt yaşamadan pek çok şeyi denedik. Örneğin her gün karanfil çiğnemeğe, baklagillere ağırlık vermeye, fındık, fıstık, ceviz gibi kuruyemişi el altında bulundurmaya, tarçın ve fındıkla bezenmiş sütlü tatlılar yemeye ve adaçayı içmeye, yemeklerde kekik, kimyon, kişniş, gibi baharatları daha çok kullanmaya,vs. ağırlık verdik. Amacımıza yönelik olarak eşimle büyük bir uyum ve sabır içinde çok yakın zamanda olacağına inanarak bunları uygulamak keyifli ve eğlenceliydi. Bizim için en önemli konuda bir ekip çalışması yapıyorduk ve semeresini alacağımıza inanıyorduk.
Laparoskopiden sonra da 2 defa aşılama denendi. Aşılamanın bizimki gibi durumlarda 6-7 seferden fazla denenmesin bir manası yok.bebek Bu nedenle ondan sonraki safha olan tüp bebek ve mikroenjeksiyon safhalarına geçilecekti. Tabi ben bu aşamada yine onlara gerek kalmaması için umut ettim çünkü bu yöntemlerde şans biraz daha yüksek olsa da kadın için daha zahmetli ve yorucu yöntemlerdi. Üstelik çok daha pahalıydılar. Bu arada güzel bir tatil yapıp moral depoladık. Çocuksuz son tatilimiz olacağına öyle inanıyordum ki mümkün olduğunca hareketli bir tatil yaptık. Döndükten kısa bir süre sonra tetkik ve tedavilere başlayacaktık. Sibel bana sadece destek değil, cesaret vermişti, güç vermişti. Allah’a hep inandım, her zaman hayırlısını diledim ama bu işte O’na inandığım gibi kendimize de inanmam gerekiyordu. Tüp bebek denenmesi gerekiyorsa denenecekti. Hergün binlerce çift bu yöntemi deniyordu ve başaran çok örnek vardı.

Bu arada meditasyon konusuna merak sarmıştım. Bu Sibel’in de tavsiyeleri arasındaydı zaten. Yaptığım ufak bir araştırma sonucu; bana en uyacak ve benim için en kolay olacak yöntemin Transandantal Meditasyon olduğunu düşündüm ve denemeye karar verdim çünkü bu işte inanmak kadar, sakin ve stressiz olmak da çok önemliydi. Doktorum da dahil olmak üzere herkesin tavsiyesi bu yöndeydi ama sizin için en önemli olan konu hakkında sakin kalmanız ve stres olmamanız biraz zor, herşeyin tarihi belli, sizi zorlu bir tedavinin beklediğini biliyorsunuz, herşey yolunda gidecek mi onca harcanan paraya ve çekilen zahmete değecek mi? Tüm bunlar kafanızda dönüp dolaşırken dedikleri gibi sakin kalabilmek inanılmaz geliyordu. Bu nedenle meditasyon denemek kaçınılmaz geliyordu, ve sonuç: harikaydı. Sibel’in desteği ve tavsiyeleri, meditasyonun başarısı, doktorumuza olan güvenimiz hepsi birlikte kendimize olan inancımızı müthiş seviyelere çıkardı. Ben daha tüp bebek yöntemine başlamadan biliyordum bunun sonucunda çocuk sahibi olacağımızı. Hatta eşim bazen bu inancıma şaşırıyor, olacağından bu kadar emin olmam onu ürkütüyordu. Sonuçta yine hayal kırıklığına uğrarsak bu sefer benim çok daha fazla üzüleceğimden korkuyordu ama ben hem hayal kırıklığına uğramayacağımızı hem de sonuç çok küçük bir ihtimalle bile istediğimiz gibi olmazsa da daha fazla yıkılmayacağımı söylüyordum. Çok inançlıydım.

Kısa süre içinde tedavi süreci başladı. Burun spreyine başlandı, böylelikle hormonlarım baskılanmaya başladı daha sonraki aşama iğnelere başlamak oldu. Şanslıydım ki günde bir sefer dört doz iğne olmak yeterliydi. Sonra günde üç bir iki gün içinde de iki doza indi toplam otuzüç iğne ile bu süreci tamamladım. Bu arada kan değerleri takip ediliyordu, beklenen artış gözlendi ve ultrason ile rahim durumum, yumurtalıklarım izlendi. Şanslı olduğum diğer bir konu da bu süreci hastaneye gitmeden, kendi doktorumun, muayenehanede takip etmesiydi. Hastanelerden oldum olası hoşlanmazdım, kim hoşlanır ki? Yumurtalıklarım ve kan değerim (E2) istenen seviyeye geldikten sonra artık takip, tedavi ve diğer işlemler hastanede devam edecekti. Hastane ortamı dışında ayrı bir doktorunuzun olması tedaviler hakkında daha çok bilgilendirilmenizi ve sorularınıza daha tatmin edici cevaplar bulabilmenizi sağlıyor. Ben çok soru soran, aklına çok şey takılan meraklı bir tipim. Bu konuda doktorumdan nasıl sabır ve destek gördüğümü anlatamam. Bunun önemi çok büyük çünkü neredeyse hayatınızın amacı haline gelmiş bir konu üzerinde çalışıyor, didiniyor ve dua ediyorsunuz ama konu hiç bilmediğiniz hatta hiç hakim olmadığınız bir konu, bir de medet umduğunuz uzman sorularınızı geçiştirip yeterince tatmin edici açıklamalar yapmazsa nerede yüzdüğünüzü bilmeden boğulma korkusu yaşıyorsunuz. Sonunda hastanenin kucağına düştüm, nihai işlemlere doğru yaklaştığım belliydi. Kan değerim 2000 lerde idi ve çok sayıda yumurta folikülüm vardı. İlaçlara çok iyi tepki vermiştim. Bunda yaşımın genç olması çok önemli rol oynuyordu ama ben bunun yanısıra Sibel’in tavsiyeleriyle beslenme düzenime çok önem vermemin ve meditasyon ile de bedenimi stresten ve sıkıntıdan uzak tutarak gerekli ortamı hazırlamamın da çok önemli etkiler olduğuna inanıyordum hala da böyle olduğunu düşünüyorum. Çünkü tıbbın yapabildiği bir yere kadar gerisi insanın beynine ve beynin verdiği komutlarla bedene kalmış bir şey. Bunları da sevgili dostum Sibel’den öğrendiğimi inkar edemem. Onunla tanışıncaya kadar inancın bu kadar önemli olduğunun farkında değildim. Tekrar teşekkürler Sibelciğim.

Biraz da hastane ortamından bahsedelim. Özel bir hastanede olacaktı. Bekleme odasının duvarları birbirinden güzel bebek posterleri ve infertilite (kısırlık) servisinin ürünlerinin fotoğraflarıyla doluydu yani servis tedavileri sonucu dünyaya gelen bebeklerin fotoğrafları vardı. İçlerinde pek çok da ikiz bebek olduğu gözden kaçmıyordu. Ben, ilk günden beri ikiz bebek fikrine alışmıştım ama eşim o kadar kolay benimseyememişti bunu. Doktorla tanıştık ultrasona girdim, o da 20 civarı gelişkin yumurta folikilüm olduğunu ve her şeyin yolunda gözüktüğünü ertesi gün tekrar gelmemi söyledi. E2 için tekrar kan verdim. Ertesi gün, cumartesi sabahı eşimle birlikte gittik. Bekleme odası düşündüğümden çok kalabalıktı ve dolayısıyla da çok bekledik. Bu arada bekleme salonunda çeşit çeşit insan manzaraları vardı tabi. Şehir dışından gelenler, birinci çocukları gibi ikinci çocuklarını da mikroenjeksiyonla yapmaya çalışanlar, vs. Pazartesi yumurta toplama işlemine alındım, eşim de sperm verdi. 20 adet yumurta toplandı. Bu büyük bir sayıydı bu nedenle işlem süresi daha uzun sürmüş ve beni fazlasıyla sarsmıştı. Tabii ki işlem sırasında ben anestezi ile uyutulmuş, hiç bir şey hissetmemiştim. Hemşire tavsiyeleri arasında günde 2-3 litre su içmemi tembihledi, beni su içmenin rahatlatacağını söyledi. Ertesi sabah laboratuarı arayıp durumu öğrendim. 19 tanesine sperm enjekte edilmiş 16 tanesi döllenmişti ve bir gün sonra, Çarşamba sabahı, transfer işlemi için hastanede bulunmamız istenmişti. Çok yumurta toplanması sonucu overlerimde “Hiper stimulasyon” denen aşırı uyarılma meydana geldi ve karnım çok şişti ve gerildi. Sonraki günlerdeyse dört beş aylık hamile bir kadın gibi koca karınla dolaştım. Bu hoşuma gitmedi değil hani. Neyse.

Ertesi sabah heyecanla hastaneye gittik. Hazırlanıp biraz bekledikten sonra ben ve eşim transfer işlemi için odaya alındık. Doktor öncelikle transfer edilmek üzere seçilen embryoları bize ekranda gösterdi. Tutma şansı yüksek olduğundan üçüz dördüz riskini azaltmak ve bu ilk sefer olduğu için, sadece dört tanesinin transfer edileceğini söyledi ve bu embryoların, mikroskobik olarak aralarından en temiz ve düzgün bölünenlerden seçildiğini söyledi. Daha önce sormak aklıma gelmemişti ama ben seçimin genetik testle yapılacağını umuyordum. Bazı hastanelerde bu yapılıyormuş sonradan öğrendim. Bilginize.
Transfer çok kısa sürdü. Bir odaya alındım ve hiç kıpırdamadan bir saat kadar, ardından biraz doğrularak da bir saat daha yatarak dinlendim. Gökyüzü masmavi görünüyordu ve harika bir sonbahar günüydü. bebek2Olacağına olan inancım her dakika daha da artıyordu ve ben kesinlikle bu umudun sonu sevinç olacak diye haykırıyordum içimden. Yemek yedikten sonra hastaneden ayrıldık, evde dinlenmeye devam ettim. Annem ve eşim bana çok yardımcı oldu ve en iyi şekilde dinlenmemi sağladılar. Bir hafta kadar işe gitmedim. Sürekli dinlendim. Aşırı uyarılma nedeniyle hastaneye kontroller için sık gitmemiz gerekti. Kalabalık olmasına rağmen beni bu durumda hemen hemen hiç bekletmiyorlar hemen muayeneye alıyorlardı. Aşırı uyarılmanın çok gerginlik ve şişlik yaratması nedeniyle doktor serum yoluyla Albumin adlı bir ilaç vererek bu şişliğin azalmasını beklediğini söyledi. Hastanenin, yanımızda bulunması için verdiği dökümanda da belirtiliği gibi transfer sonrası şişlik ve gerginliğin yanısıra aşırı mide bulantısı ve mide krampları gibi diğer bazı komplikasyonlar oluştu. Bir kaç gün sonunda bunlar da geçti.

Ve sonuç: beklediğimizden bir kaç gün önce başka bir kontrol için verdiğim kan tahlilinde doktorun merak edip gebelik testine de baktırması sonucu gebelik pozitif çıktı. Doktor telefonda gebeliğin oluştuğunu ve bir kaç gün kan tahliliyle HCG hormon değeri artışının takip edilerek hamileliğin normal gelişip gelişmeyeceğini takip edeceklerini bu nedenle bildirilen günlerde hastaneye gelmemi söyledi. Sonunda oldu işte iki sene sonunda hamileliği başardım. Darısı anneliğe. Öğrenmek çok güzel bir heyecandı ama asıl büyük heyecanı ultrasonda, önce gebelik kesesini sonra da içinde yavrumuzu ve kalp atışlarını gördüğümüzde yaşadık.

Allah bütün isteyenlere nasip etsin inşallah, hayatımda yaşadığım en güzel duygu tabii ki ama onca hayal kırıklığından sonra olması hamileliğimi çok daha değerli ve anlamlı kılıyor sanki. Sıradan, doğal bir olay değil mucize gibi geliyor bize. Hayırlısıyla kucağımıza aldığımızda o da bambaşka bir mucize olacak.

Önemli bir konuya daha değinmek istiyorum. Bazen insanlara durumumuzu ilan etmememizin bizi belki de daha zor duruma soktuğunu düşünüyordum. Aile de dahil olmak üzere bir kaç arkadaşım dışında kimse bilmiyordu çevreden. Başlangıçta iyi mi yapıyoruz yoksa herkesten gizleyerek kendimize daha mı çok eziyet ediyoruz diye düşündüğüm çok oldu. Hele ki bazı insanların üstlerine vazife olmaksızın; çocuk yapma zamanımızın geldiği konusunda üzerimize gelmeleri karşısında “bizim çocuğumuz olmuyor!!!! ve bu bizi en çok üzen konu, siz de bu olasılığı hiç göz önünde bulundurmayarak bu saçma ukalalıklarınızla bizi daha da çok üzüyorsunuz, bu ihtimali neden hiç aklınızdan geçirmiyorsunuz??????” diye haykırmayı çok istedim. Sadece bir kaçı bu tip ukalalıkları yüzünden benden fırça yedi ama bunların en zor olanları ve cevap veremeyip kaldığınız anlar; hiç tahmin etmeyeceğiniz insanlardan geldiğinde yaşanıyor. Tüp bebek safhasına geldiğimizde ailelerimize konuyu açtık ve daha önceki safhalardan ve hayal kırıklıklarından hatta sorundan bahsetmeyip bir süredir denediğimizi, olmadığını ve bu durumda en iyisinin bu yöntemi denemek olduğunu söyledik. Beklediğimizden çok daha normal karşıladılar ve ayrıca uzun süredir torun bekledikleri için çok sevindiler. Şimdi bu safhada düşünüyoruz da baştan beri kimseye söylememekle çok iyi etmişiz. Sibel, yazışmalarımızda tereddütlerim karşısında beni bu konuda da uyarmış, mümkün olduğunca kimseye söylememizin bizi daha rahat ve stressiz kılacağını belirtmişti. İnsanların inanılmaz derecede herşeye karıştıklarını, herkesin söyleyecek ve önerecek bir şeyler bulduğunu söylemişti. Şimdi ne kadar haklı olduğunu çok daha iyi görüyorum. Hamilelikte bile bunaltıyorlar bazen. Sahiden de herkesin bir uyarısı, bir tavsiyesi var. Aman dikkat bu konuda sorunlarınızı ve tedavi sürecinizi herkesle paylaşmaktansa güvenebileceğiniz ve size gerçekten yardımcı ve destek olacağına inandığınız kişilerle paylaşın. Ne kadar az yayılırsa o kadar rahat eder o kadar az kişiye izahat vermek durumunda kalırsınız o da siz isterseniz tabii ki. Bu benim nacizane düşüncem ama tecrübeye dayalı olduğunu gözardı etmeyin lütfen.

Uzun yıllar uğraşan pek çok çiftin yanında bizim mücadele süremiz çok uzun gelmeyebilir ama bizim için 2 yıl yani 24 ay her seferinde bir hayal kırıklığı idi ve herkesin 2 yıl olsun 5 yıl olsun sabrının tükendiği anlar gelir. Madem burada kendi tecrübe, düşünce ve hislerimi paylaşıyorum ve madem ki siz de bu yazıyı sonuna kadar okuma sabrı gösterdiniz son bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Neyi ne kadar istediğinize çok iyi karar verin. Sizin için gerçekten önemli olan kendi çocuğunuzu doğurmak ise bunun için denenmiş, tavsiye edilen zararı dokunmayacak her türlü şeyi doktorunuza danışarak denemeyi göze alın ve ihtiyaç duyduğunuzda psikolojik destekten kaçınmayın.

Herkese bol şans, güç ve inanç diliyorum.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ