Tüp Bebek  


Çocuk İstiyorum Dayanışma Derneği – Tüp Bebek

Mikroenjeksiyon ve Başarı Hikayemiz

Mikroenjeksiyon ve Başarı Hikayemiz

Bizim mutlu sonla biten mikro enjeksiyon tedavimizin başlangıcından sonuna kadar olan adımlarını sizlerle paylaşmak istedim. Çoğu bilgiler sizlerin de bildiği gibi, ama kimi satır aralarında bulabileceğiniz minik detaylar sizlere kendi tedavinizde refarans olabilecek ya da “demek ki bir tek bu bende olmadı” gibi sizleri bir nebze rahatlatabilecek bilgiler içerebilir. images (33)

  1. 31 Ağustos 2001 (akşam saatleri) Adetimin ilk günü
  2. 1 Eylül 2001 Desolet doğum kontrol hapına başlama günüm
  3. 14 Eylül 2001 d.kontrol hapının son günü (15 günlük bir tedavi)
  4. 14 Eylül 2001 Yumurtlamayı baskılayan Lucrin kol iğnelerinin birinci günü (bu günden itibaren bir kaç gün içinde regl kanamanızın gelmesi beklenecek)
  5. 18 Eylül 2001 Adet kanamamın ilk günü (bu günü bundan böyle hiç unutmayacağım, zaten tedavinizin çeşitli aşamalarında özellikle E2 hormonu ölçümlerinde ve daha da önemlisi bHCG ölçümlerinde bu tarih sizlere hep sorulacaktır).
  6. Kalça iğnelerine hemen başlamam gerektiği halde yapılan hesaplamaya göre toplama ve transfer tarihim Ekim’in ilk haftasının başına denk geleceğinden ve benim de o tarihte çok önemli ve kesinlikle izin alamayacağım bir iş toplantısının varlığından dolayı bir kaç günlük gecikme ile başlanabildi. Bu erteleme genel olarak 1 haftaya kadar yapılabiliyormuş. Bu süre boyunca lucrin’e yani yumurtaları bastırma işine devam edildi.
  7. 24 Eylül 2001’de polikistik bir over yapımdan dolayı yani yumurta uyarıcı ilaçlarla istenilenden çok daha fazla ama olgunlaşamayan yumurta gelişeceğinden kalçadan yapılan hormon ilaçları dozum 2 Metrodin (2 toz/2 su) + 1 Menogon (1 toz/1 su) olarak tayin edildi ve başlandı.
  8. 25/26/27/28 Eylül 2001 bu dozlar Metrodin (2 toz/1 su)+ Menogon (1 toz/1 su) olarak devam etti.
  9. 29 Eylül’de (6.gün) Estradiol ölçümü yapıldı ve sonuç 2668 çıktı. O gün ile 30 Eylül’de doz her birinden 1 er tane olmak üzere toplam 2 doz’a düşürüldü.
  10. 1 Ekim 2001 (8.gün) tekrarlanan (E2) ölçümüm yüksek çıktı (6480) ve ertesi gün tekrar edilmesi gerektiği söylendi. Bu tarih itibariyla Metrodin ve Menogon iğneleri sona erdi. Buna “Coasting” adını veriyorlar. Yalnız bu arada lucrin’e hep devam edildi.
  11. 2 Ekim 2001 tarihinde E2 tekrar ölçüldüğünde hala yüksek (6055) bulunduğundan bir boş gün daha geçirildi. Lucrin’e devam…. Coasting’de 2. gün)
  12. 3 Ekim 2001 tarihinde nihayet E2 ölçümüm sınır olarak kabul edilen 5000 değerinin biraz altı olan 4800 olarak tespit edildiğinden o akşam için pregnyl (1 doz) yani çatlatma iğnesini olmam istendi (gece 02:00)
  13. 5 Ekim 2001’de öğlen saat 12:00’de 14 adet yumurta toplandı. Bunlardan bir adet genç diğerleri istenilen olgunlukta idiler. Ve bugün itibariyla progestoron iğnesine günde 1 defa 2 ampül olarak başlandı. Sonuç alıncaya kadar devam edilecek, olumsuz ise bırakılacak olumlu ise 2 ay dolana kadar yine devam edilecek (yine iğnelere devam edecek olmak son derece sıkıntılı bir durumdu zira artık süzgeç gibi olmuştum ama ne yapalım bebişler için katlanılacaktı bu duruma da).
  14. 8 Ekim 2001’de de 2 adet 8’e 1. kalite, 1 adet 7’e 1. kalite ve 1 adet 6’ya 2. kalite, toplam 4 tane embriyo transferi gerçekleşti. Toplanan 14 yumurtadan 1’i genç olup diğer 13’ünden 12’si döllenmiş. Tedavi ile birlikte bebek aspirini ve folic asit tabletlerinden aldığımı unutmadan ilave edeyim.

Not: Folic asit, spina bifida denilen omirilik kanalı açılması hastalığını, bebek aspirini ise kanı sulandırarak rahim içindeki damarlarda oluşabilecek her türlü pıhtıyı önlemek amacıyla verilmekte.

Sizlere özellikle E2 ölçümünü detaylı yazmak istedim. İlk ölçümden son ölçüme kadar oldukça sıkıntılı bir dönem yaşadım. Genelde boş gün yani ölçüm yüksek çıkıp hormon ilaçlarının kesildiği günler (Coasting) çok sık rastlanan bir durum olmadığından ve bununla ilgili diğer arkadaşların tecrübelerini duymadığımdan, bunu bende yaşanan bir terslik olarak algıladım ve oldukça üzüldüm. Bu zaman zaman olabiliyormuş dolayısıyla bunu kesinlikle dert edecek bir olay olarak algılamamak gerekiyormuş.

8 Ekim 2001’de transfer yapıldıktan sonra hastanedeki bir kaç saatlik dinlenme sonrasında, ki bu arada güzel çiçekleriniz, telefonlarınız ve ziyaretinizle bu süreyi çok hoşça geçirdiğimi itiraf etmek isterim, sıra evimize eşimin kullandığı arabamızın arka koltuğunda uzanarak ulaşmaya geldi. Sonrasında da ertesi hafta olan 15 Ekim 2001 tarihinde ki işe dönme zamanına kadar yatarak dinlenme ile geçti. Genelde sadece banyoya gitmek üzere kalktım. İlk ılık ve 5 dk süren duş maceramı transferden 4 gün sonra gerçekleştirdim.

13 Ekim 2001’de dostlarım beni ziyaret ettiler (muhteşem bir motivasyondu, hepinize teşekkür ediyorum).

Ve 15 Ekim 2001 işe dönüş……(bu arada iş yerinde durumum ile ilgili kimseye herhangi bir açıklama yapmadım, evdeki dinlenme süremi yıllık iznimden kullandım) İş yerim 10 katlı bir binada. 7/8/9 ve 10. katlar bizim şirkete ait ve ben normalde bu katlar arasındaki merdivenlerden uçarak işimi halletme alışkanlığına sahipken, hareketlerimi kısatlama zorunluluğumdan sürekli asansörü kullanmam icap edecekti. Ancak 1 kat için bile asansörü kullanmam garip karşılanacağından ben de bir plan yaptım ve işe başladığım ilk gün ayak bileğimi bir S bandı yaparak sardım, böylece ayağımı burkmuş imajı yaratarak hem hareketlerimi kısıtlamış olmaktan hem de asansörü rahatça kullanmaktan dolayı kimsenin sorularına maruz kalmadım. Bu durum bir hafta devam etti. Bu yöntem ben de epey işe yaradı, tavsiye ederim… Evde dinlendiğim süre boyunca genelde bebişlerle sohbet edip hep olumlu düşüncelere sahip iken nedense işe başladıktan sonra belki de sonuç almaya doğru vakit daraldığından daha olumsuz ve kimi zamanda nötr duygulara kapıldım. Sanırım bütün bunlar da bu süreçte yaşanması gereken karmaşık duygulardan bazılarıydı ve normaldi ama bana o dönemde tabi olmaması gereken gibi gelmişti.

Veeee nihayet 20 Ekim 2001’de sıra bHCG testine geldi. Sabah bir arkadaşım ile merkeze gidip kan verdim, sonrasında da öğlene kadar eve dönmedim ; arkadaşım beni arabasıyla sahil yolunda gezdirdi, böylece evde çalacak olan lüzümlü lüzümsüz telefonlardan kendimi bir ölçü uzak tutmuş oldum. Kan verdiğimde dr’um ile karşılaşmıştım ve ona sonucun ne zaman çıkacağını sordum. “Öğlenden sonra 14:00-16:00 arası gibi çıkar biz bildiriz” cevabını aldığımdan öğlenden sonra 14:00 itibariyla bir elimde cep telefonum ve diğer elimde evin telsiz telefonu beklemeye başladım. Heyecanımı hiç bir şeyle bastıramıyordum. Nihayet eşim de işten geldi ve biz beklemeye devam ettik. Saatler bir türlü geçmek bilmiyordu, her geçen 5 dk. bir ömürdü sanki… Saatler ilerliyordu ancak henüz telefonum çalmıyordu… Saat 15:30 gibiydi artık umutsuzluğun kırıntıları birer kar topu büyüklüğüne ulaşmaya başlamıştı ama hala telefon yoktu. Saat 15:45’de içimden 15 dk daha bekleyeceğim ve 16:00’yı hemen geçer geçmez ben arayacığım dedim. Ne de olsa 16:00’ya kadar aranacağıma dair bilgi verilmişti.

Veee saat 15:50’de cep telefon çaldı, heyecanla ekrana baktım ve Dr. Aytuğ ismini gördüğümde kalbim yerinden fırlayacaktı. Telefonu titrek bir sesle açtım ve “Merhaba Billur hn….. Nasılsınız ?” Oldukça düz ve fazla duygu içermeyen (ya da bana öyle geldi) bir ses tonuyla karşılaştım. İçimden “hay allah niye hatırımı soruyorki şimdi acaba zaman mı geçirmek istiyor” diye düşündüm ve “tabi ki heyecanlıyım” dedim. Sonrasında bir kaç saniyelik sessizlik. İşte o anda alacağım cevabın kesinlikle olumsuz olacağını düşündüm. “Susuyor ve oldukça soğuk sayılabilecek bir şekilde konuştu” diye düşündüm. “Herhalde şimdi sonucun olumsuz olduğunu nasıl söyleyeceğini düşünüyor” dedim.

Veee ardından “Öyleyse heyecanınızı biraz yatıştırayım, tebrikler… sonuç pozitif” sözlerini duydum. Gerçi duymakla rüya görmek arası bir şeydi bu. Sonrasını da zaten çok net hatırlamıyorum. Birşeyler daha söyleniyordu ama artık beklediğim yanıtı almıştım ya gerisi boştu benim için. Kendisine daha sonra “Ciddi misiniz” diye sorduğumu hayal meyal hatırlıyorum, ve bu arada kan tahlilinin sonucunu rakkamsal olarak öğrenmek istediğimi hatırlayıp bunu sorduğumda sonucun gayet iyi olduğunu ve 157 çıktığını söyledi, beni 22 Ekim 2001’de yani 2 gün sonra testi tekrarlatmak üzere merkeze çağırdığını yine hayal meyal hatırlıyorum. Doktorum ile ilgili bu olumsuz yakıştırmalar tamamen o an bulunduğum psikolojik durumdan ibaretti. Kendisiyle daha sonra görüştüğümde o telefon görüşmemizden ne kadar olumsuz etkilendiğimden bahsettim ama o kesinlikle o şekilde konuşmadığını iddia etti. Sanırım ben yanılmıştım…

Vee sonrası mutluluk göz yaşları, eşime hıçkırıklarla sarıldım ve uzun bir süre kendime gelemedim… Annelerimiz, arkadaşlarımız bizlerden haber bekliyorlardı, hem de son derece anlıyışlı davranarak benim bekleme süremde beni aramayarak heyecanlandırmak istememişlerdi, dolayısıyla onlara hemen bu sonucu bildirme görevimi yerine getirmem gerekiyordu. İlk önce anneler arandı ve sonrasında tüm arkadaşlarıma cep telefonu mesajı ile güzel haberi ulaştırdım.

22 Ekim 2001’de tekrarlanan bHCG testinin sonucu 417 çıktı. Normalde beklenen artış oranı 2 gün sonrasında 1,5-2 katı olması.

Zoru başarmıştık ve şimdi önümüzde bitirmemiz gereken bir maraton vardı. Ama ne maraton, vız gelir Avrasya Maratonu…bu sonuçta alacağım ödüllerin en değerlisini verecek olan bir maratondu ve hiç bir şeye değişmezdim.

Gökten 1 elma düştü. Biz erdik muradımıza, geri de kalanlar çıksın kerevitine… Hepinize bol şans !!!

Sevgiler,
Billur

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
BİR YORUM YAZ