Tüp Bebek  


Çocuk İstiyorum Dayanışma Derneği – Tüp Bebek

Sibel’in Köşesi – Sayı 27 – 06.07.2002

BEN VİYANADAYKEN…

 

 

Merhaba;

Evet başlıktanda anlaşılacağı gibi ben Viyana dayken…Kongre ile ilgili olanları zaten başka bir köşede anlattım.Ben burada yasadıklarımı anlatmak istiyorum..

Haziranın 28 inde sabah 08.40 uçagıyla istanbuldan uctum. Çok güzel bir gündü ve ben direkt Kongrenin yapıldığı Otele gidecektim. Bu nedenle hazırlıklıydım. Gümrüğe girmemek içinde

Yalnızca kücük bir el cantası almıstım .Ne de olsa iki gece kalacağım. Akıllık etmişim.Yalnız değişik olan şey benim ingilizcemin sınırlı olması ve yurt dışına da ilk çıkıyor olmamdı.Yani iz bilmem yol bilmem .Acaba ne yapacağım kaygısını taşıyordum ve iki üç gece İnternetten Viyana ile ilgili ne varsa okumaya çalıstım. Printten haritalar çıkarttım,nerede ne yenir hava nasıl olacak. Havaalanı otel yaklasık ne kadar para tutacak hepsini ögrendim.. Orada aptal gibi hissetmek istemiyordum kendimi.Viyananın almanca resmi dilinin olması lk önce beni çok pankletmisti ama sonradan çok çok rahatladım. Benimde dilim İngilizceydi. Bende çok bilmiyordum İngilizceyi onlarda.. berabereydik yani…

Elimde toplantı kayıtlarım ,yapacagım konusma.. kucuk bir el teybine kaydettim.Benim türkçe yazdığım metnimi Sevgili Handan Baykan o güzel ingilizcesiyle muhteşem hale getirdi. Hatta ondan rica ettim bana bilmediğim kelimeler olabilir lütfen okunuşlarını da yaz dedim.Çünkü bir de ciddi ciddi okurken yada salona hitap ederken bir yanlış teleffuzla bütün salonu kendime güldürmekte var. O da sagolsun bütün metni okunuşlarıyla yazdı.. Baksanız gülmekten ölürsünüz. Normal ingilizce öyle bir hale gelmisti ki bir ingiliz görseydi herhalde intahar ederdi..Handan uzatmaların ve ş olarak okunacakların üzerlerine kenarlarına ve yanlarına yani bulabildigi her yere gözüme soka soka işaretler koymuştu..Neyse ben bunları Küçük bir el teybine okudum. Bütün gece ,gündüz,uçak yolculuğum sırasında hep bu okuduğum metni dinledim.Uçakta yanımda oturan çift i ilk önce yabancı sandım ama Türklermiş onlaa Viyana ya ilk kez geldigimi ve havaalanını iyi bilmediğimi söyledim ve yardım istedim. Erkek meğer viyanada oturuyormus .Tabii dediler ve hakikatende indikten sonra pasaportta ve gümrüğün önünden gecerken hep durup beni beklediler ve yol gösterdiler. Sonra taksi duragına bırakıp gittiler. Taksiye bindim elimde pasapotumun icine yapıitırdığım otelin adresini taksi şöförüne okudum. Adam bana baktı ve ..”Ben Türküm hanımefendi kendinizi zorlamayın. Nereye gideceksiniz dedi… “

Aaaaaaa dedim. E bu kadar da tesadüf olamaz yanii. Sibel dedim bu sefer işin rast gidiyor..

Bayağı rahatladım anlayacagını gibi..Beni ilk önce kalacagım otele götürdü yerini gösterdi küçük valizimi bıraktım sonra kongrenin yapılacagı otele götürdü.otelim ve kongrenin yapılacagı otel birbirine gercekten yurume mesafesinde. Buda bana sevgili Tuliple eşinin yardımı. Onlar Viyanayı çok iyi biliyorlarmıs.Evet toplantını n yapıldığı salona çıktım. Disarıda bizim yaptığımız gibi masanın üzerinde yakalıklar hazırlanmıs. Bizim kızlar da buradan mı görüp hazırlıyorlardı acaba diye düşünmekten kendimi alamadım yada dedim biz ne kadar avrupai çalışıyormuşuz megerse..Yakam ismimi taktım ve salona gecerken Pamela Madsen kapıda beni karşıladı.. Evsahibesi ve Komitesin başkanı..Son derece sevimli, uzun siyah saçlı,şişman güleç bir hanım.İsmimi okuyunca .Oooooo Türkiye Sibel merhaba dedi ve salona seslendi..herkes döndü ve Hayy dedi..yani merhaba hosgeldin anlamında.. hemen bir masaya ilistim ve küçük teybimi acarak kayıda başladım.İngilizcem cok cok iyi olmayabilir ama hicbir şeyi kaçırmaya da niyetim yok.Dünya ne yapıyor,Neler anlatıyorlar, çalışmaları nasıl ?ben onlara nasıl ulaşırım,çalışmalarımı nasıl daha iyi hale getiririm, iletişimde ve çalışmalarımda nasıl yardım alabilirim ??kafamdan hepsi arka arkaya geçiyor..Bütün iki gün boyunca teybim çalıştı ve küçük küçük bir sürü kaset bitirdim..kahve arasında Kore nin dernek başkanı Eunhee Pack Hanım yanıma geldi ve seni tanımayı çok istiyordum dedi.Ne kadar mutlu oldum anlatamam. Sonra Sandra Dill yanıma geldi aylardır e-maillestigim hanım. Çoktandır görmediği bir dostu kucaklar gibi kucakladı ve beni Uganda lı hasta lideri nin yanına götürdü. Rita O da beni soruyormus. Tanıstık e benim yazılarmı özellikle dogmamıs bebege mektubu çok beğendiğini belirtti. Okurken çok ağladım dedi.. Koreli Eunhee (kısaca “İn” diyorduk) de öyle..Arada israil hollanda italya ve ingiltere temsilcileriylede tanıstım. ..Çok ilginç bir duygu yaşıyordum. Hepsi Hollanda ve Avustralya nın sarışınlığı , Japonun ve korelinin çekikliği, Ugandalı arkadaşımın siyah rengi hariç sanki hemen hepsi Türkçe konuşacaklardı…sanki türk insanı gibiydilerYani konuşmalar o kadar sıcak,gülüşler ve espriler..şakacıktan herkes ingilizce konuşuyor gibiydi..Çok güzel bir duyguydu bu..Bu sıcaklık bütün toplantı boyunca devam etti ve ikinci gün sonuna dogru daha da güzelleşti.Toplantı bitiminden sonra ben,japon,kore,israil,ugandalı arkadaşlarım bir minibüz tutatrak iki saatlik bir şehir turu yaptık. Şöför neyse avusturyalı çıktı.. Tura katılanların milliyetlerini öğrendikten sonra kahvenin aslında Türkler tarafınfdan viyanaya getirildiğini ama sonradan Avusturyalıların sahip çıktığını anlattı.. Türklerin yaşadıkları ve onlarla ilgili bütün tarihi yerleri gezdirdi.. İyi ki Viyana kapılarına dayanmıssınız dedi digerleri… Çünkü şöförümüz ikide bir Madam Turkey diyip duruyordu..

 

Bu seyahatimden aklımda kalan çok önemli bir toplantıya katılmış olmamın heyecanının dışında ; ülkelerden uzakta kurulan sıcacık dostluklar, ben tek başına da olsam İstanbulda dolaşıyor gibi rahatça dolaşmam, sora sora yolları bulmam,Avusturyalılarında aslında benim gibi ingilizceyi çok bilmiyor olduklarını görmem ve bununla eğlenmem , kendi başıma bir meydan restoranında spagetti bolonez yiyip bir ekspresso içmem … Hepsi çok çok hoş anılar olarak kalacak..Ama ben hiç alışık degilim hemen evimi özledim.Ama bir şeyi şöylemednde geçemiyegim. Cumartesi akamı Oteldeki odamda televizyonu karıstırırken her kanalda Alman,İtalyan,Avusturya,CNN BBC bütün hepsinde ilk haber Türkiye ve Milli takımımızdı… Haberlerin dışında da spor oturumlarında da magazin programlarında da İlhan Mansız, Hakan Şükür ve Hasan Şaş dan bahsediliyordu. Ve oturumlarda hep Türk Bayrağı vardı.. Ne kadar gururlandım anlatamam..

 

Özet olarak: Bu kongrede yaşadıklarım ve tanıstığım kişiler bana şunu ögrettiler ;Hikayelerle ve duyguların dünya üzerinde sınırları yoktur. Yanımda oturanlar sanki kapı komşumdu, okuldan arkadaşımdı..Kısırlık duygusu dünyanın her yerinde yaşayan kişiye aynı acıyı veriyor ve ateş düştüğü yeri yakıyor..En medeni ülkede de çocuk sahibi olma duygusu ve içgüdüsü kadında aynı. Geri kalmış toplumda da.. Bu bizi orada yaşayan değişik ülke vatandaşlarını birbirine çok kenetledi. Orada oturup konusulanları dinlemeye çalışırken hep şunu düşündüm,Milli takımımız Avrupa ve Dünya maçlarında kupa arıyor Tekstilde Türkiye malları, bisküvi vs de de her tarafa zaten malımızı satıyoruz. Bakın en ufagından ben su anda Burada Viyanadayım.Bir dünya toplantısında gururla ülkemi anlatıyorum..Siz istediğiniz kadar beni AB ye almayın. Ben zaten sizin içinizdeyim artık anlasanıza…dedim..

 

Sevgiyle kalın

Sibel Tuzcu

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ