Kongreden sunumlardan notlar ve Soru Cevap.Prof.Dr.Gökalp Öner
Kongreden sunumlardan notlar ve Soru Cevap.Prof.Dr.Gökalp Öner
Prof. Dr. Gökalp Öner’in katıldığı canlı yayının bu bölümünde, kongrelerde ele alınan güncel gelişmeler; tekrarlayan tüp bebek başarısızlıkları, embriyonun genetik değerlendirilmesi, yapay zekâ uygulamaları, rahim yapısının incelenmesi, pıhtılaşma testleri, endometrioma ve adenomyozis tedavileri ile kilo yönetimi başlıkları altında değerlendirilmiştir. Polikistik over sendromunun adlandırılmasına ilişkin tartışmalar ve tedavinin gebelik isteğine göre planlanması da ele alınmıştır. Aşağıdaki metin, yalnızca yayın içeriğine dayanılarak akademik bir dille soru-cevap biçiminde düzenlenmiş; hasta isimleri ve kişileri tanımlayabilecek ayrıntılar çıkarılmıştır. Yanıtlar, Prof. Dr. Gökalp Öner’in yayında aktardığı değerlendirmeleri yansıtmaktadır
Katıldığınız kongrede öne çıkan güncel gelişmeler nelerdi?
Kongrede güncel gelişmelerin ele alındığı oturumda beş farklı sunum gerçekleştirildi. Benim sunumum, tekrarlayan tüp bebek başarısızlıklarında yapılabilecek değerlendirmeler üzerineydi. Embriyonun genetik yapısının incelenmesi ve rahmin ayrıntılı değerlendirilmesi, bu başlıkta öne çıkan konulardı.
Kongrede en fazla vurgulanan yeniliklerden biri, yapay zekânın üreme tıbbında daha aktif kullanılmasıydı. Embriyo ve sperm seçiminin yanı sıra rahim değerlendirmesinde yapay zekâdan yararlanılması da gündeme geldi. Endometrioma ve adenomyozise yaklaşım ile tedavi öncesi kilo yönetimi, dikkat çeken diğer konular arasında yer aldı.
Tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı nasıl değerlendiriliyor ve neden üç transfer üzerinde duruluyor?
Sunumda ele aldığım yaklaşımda, iyi kalitede beşinci gün embriyolarıyla üç kez transfer yapılmasına rağmen gebelik elde edilememesi, tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı kapsamında değerlendirilmektedir.
Üç transfer üzerinde durulmasının nedeni, sonraki aşamada gündeme gelen bazı araştırmaların daha erken yapılmasının, arka arkaya gerçekleştirilen üç transfere göre üstünlüğünün gösterilememiş olmasıdır. Bununla birlikte her hasta kendi özellikleri içinde değerlendirilmelidir.
Önceki tedavi sonuçları ve hastanın klinik özellikleri, araştırmaların zamanlamasını değiştirebilir.
Embriyoya genetik inceleme neden her hastada başlangıçtan itibaren önerilmiyor
Üç başarısız transfer sonrasında dördüncü transfer öncesinde embriyonun genetik değerlendirilmesi önerilmektedir. Ancak genetik incelemenin başlangıçtan itibaren bütün hastalara uygulanmasının, maliyet artışı dışında ek katkı sağlamadığı belirtilmektedir.
Bu yaklaşım, hiçbir hastaya başlangıçta genetik inceleme önerilmeyeceği anlamına gelmez. İlk aşamadan itibaren genetik incelemeli tüp bebek önerdiğimiz hasta grupları da bulunmaktadır. Karar, hastanın özelliklerine ve önceki tedavi öyküsüne göre verilmelidir.
Yapay zekâ embriyo ve sperm seçiminde nasıl kullanılıyor?
Yapay zekâ, embriyo seçiminde değerlendirmeyi destekleyen bir araç olarak kullanılmaktadır. Kongrede, embriyonun özelliklerinin ve genetik yapısına ilişkin değerlendirmelerin yapay zekâ desteğiyle ele alınması üzerinde duruldu. Sperm seçiminde de kaliteli spermlerin belirlenmesine yardımcı olduğu ifade edildi.
Kendi merkezimizde yaklaşık üç yıldır sperm seçimini yapay zekâ desteğiyle gerçekleştiriyoruz. Bu uygulamayı, embriyoların beşinci güne ulaşma oranları açısından da değerlendiriyoruz. Beşinci güne ulaşan embriyo sayısının artması, gebelik elde etme olasılığı bakımından önem taşımaktadır.
Yapay zekâ rahim değerlendirmesinde de kullanılabiliyor
Rahim değerlendirmesinde yapay zekâ kullanımına ilişkin çalışmalar da yapılmaktadır. Bizim bu alandaki çalışmamız kabul edilmiş ve yayımlanmıştır. Bu uygulamalarla değerlendirmelerin daha doğru ve daha iyi biçimde yapılması amaçlanmaktadır.
Kongrede yapay zekânın yalnızca embriyoloji laboratuvarındaki seçim süreçlerinde değil, rahmin değerlendirilmesinde de kullanılabileceği üzerinde durulmuştur.
Tekrarlayan başarısızlıklarda rahim hangi yöntemlerle değerlendirilmelidir?
Rahmin ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi önemlidir. Yayında belirttiğim üzere, dört boyutlu ultrason rahim yapısının incelenmesinde rahim filmi kadar başarılı sonuçlar sağlayabilmektedir. Avrupa ve Amerika’daki üreme tıbbı derneklerinin önerileri doğrultusunda bu yöntemi kendi kliniğimizde de aktif olarak kullanıyoruz.
Dört boyutlu ultrason; rahmin şekil bozuklukları, rahim içindeki oluşumlar ve miyomların yerleşimi hakkında bilgi sağlayabilmektedir. Böylece rahim iç yapısı ve mevcut oluşumların konumu daha ayrıntılı değerlendirilebilmektedir.
Pıhtılaşmaya ilişkin genetik testler tekrarlayan başarısızlıklarda rutin olarak istenmeli mi?
Yayında aktardığım rehber değerlendirmesine göre, pıhtılaşmaya ilişkin genetik testlerin yaygın biçimde istenmesi artık önerilmemektedir. Faktör V, MTHFR ve protrombin testlerinin bu kapsamda değerlendirilmesinin ek katkı sağlamadığı belirtilmiştir. Bu testlerin 2026 rehberindeki ilgili önerilerden çıkarıldığını aktardım.
Antifosfolipid antikorlarının bazı hastalarda incelenebileceği de konuşulmuştur. Bununla birlikte, sunumda ele alınan gruplarda antikor pozitifliği üzerine kan sulandırıcı başlanmasının gebelik sonuçlarına ek olumlu katkısının gösterilmediğini ifade ettim.
Tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı ve gebelik kayıplarında ortak değerlendirme başlıkları nelerdir?
Her iki durumda da embriyonun genetik yapısının ve rahmin ayrıntılı değerlendirilmesi öne çıkmaktadır. Embriyonun görünümü bize bilgi verir; bunun yanında genetik bütünlüğü de önemlidir. Embriyo değerlendirmesinde yapay zekâdan yararlanılması da bu çerçevede ele alınmaktadır.
Diğer temel başlık, rahim iç yapısının değerlendirilmesidir. Kongrede tekrarlayan tüp bebek başarısızlıkları ve tekrarlayan gebelik kayıpları için ele alınan önerilerin, bu iki başlık bakımından birbirine yakın olduğunu belirttim.
Gebelik isteği bulunan hastalarda çikolata kistlerine nasıl yaklaşılmalıdır?
Kongrede, gebelik isteği bulunan hastalarda çikolata kistlerine yaklaşırken cerrahinin öncelikli seçenek olarak düşünülmemesi üzerinde duruldu. Kistik yapı yumurta toplama işlemine engel oluyorsa, kistin boşaltılması ve skleroterapi uygulanması gündeme gelebilmektedir.
Yayında anlattığım uygulamada, kist yumurta toplama iğnesiyle boşaltılmakta ve içi etil alkolle yıkanmaktadır. Laparoskopik olarak küçük bir açıklık oluşturularak kistin boşaltılması ve yıkanması da ele alınmıştır. Bu yaklaşımın yumurtalık rezervini koruma amacı taşıdığını ve yumurta toplama işlemini kolaylaştırabildiğini belirttim.
Endometriomada skleroterapi uygulamasının riskleri ve kongredeki yeri nasıl değerlendirilir.
Bu uygulamanın geçmişte eleştirildiğini, ancak zaman içinde olumlu verilerin biriktiğini aktardım. Kongrede skleroterapinin rehberlerde yer almaya başladığı ve önerildiği ifade edilmiştir.
İşlemle ilişkili apse gelişimi gibi risklerin tamamen ortadan kalkmadığını da belirttim. Yayında bu riskin yüzde birin altında olabileceğini ifade ettim. Kendi uygulamalarımda böyle bir durumla karşılaşmadığımı, ancak riskin varlığının kabul edilmesi gerektiğini söyledim.
Adenomyozis bulunan hastalarda transfer öncesinde hangi yaklaşımı tercih ediyorsunuz?
Adenomyoziste cerrahi işlemlerin rahme zarar verebilmesi nedeniyle, kendi merkezimizde daha çok baskılama yöntemlerini kullanıyoruz. Baskılama sonrasında embriyo transferi yapılabilmektedir.
Baskılamaya rağmen tekrarlayan başarısızlık veya gebelik kaybı yaşanan olgularda farklı uygulamalar gündeme gelebilmektedir. Kongrede, adenomyozis odaklarına yönelik yakma işlemleri ve bu amaçla kullanılan cihazlar hakkında sunumlar yapılmıştır. Bu yeni uygulamaların henüz doğrudan rehberlere girmediğini de belirttim.
Adenomyozis odaklarının histeroskopiyle değerlendirilmesi ve tedavisi hakkında neler aktarıldı.
Rahim iç yüzeyine yakın adenomyozis odakları, üzerinde özellikle durduğumuz alanlardır. Histeroskopiyle rahim içine girilerek bu odakların değerlendirilmesi ve yakılması konusunda önceki çalışma deneyimlerim bulunmaktadır. Olumlu sonuçlar gözlemlediğim için kendi merkezimde de bu yaklaşımı uyguluyorum.
Yayında, bu odakların tedavi edilmediği bazı olgularda embriyonun tutunma oranının düşük olabildiğini; kendi deneyimlerimizin ve ilgili çalışmaların bu yönde olduğunu ifade ettim. Bu bağlamda histeroskopinin önerildiğini aktardım.
GLP-1 agonistleriyle kilo yönetimi tüp bebek tedavisi öncesinde nasıl ele alındı?
Kongrede GLP-1 agonistleri, kilo yönetimi amacıyla ele alındı. İlgili sunumda, fazla kilolu hastalarda tedavi öncesinde kilo verilmesinin ardından tüp bebek sürecine başlanması önerildi.
Ben kendi uygulamamda hastaları dahiliye uzmanına yönlendiriyorum. Gerekli tetkikler ve değerlendirmeler sonrasında tedavi düzenlenmektedir. Kongrede belirli tetkikler yapıldıktan sonra kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının da bu ilaçları reçete edebileceği ifade edilse de kendi yaklaşımımda dahiliye değerlendirmesini tercih ettiğimi belirttim.
Bu konuda yaptığımız çalışmayı aynı yıl Londra’da sunduk. Çalışmada folikül sıvılarını da değerlendirdik. Yayında, iki aylık kilo verme sürecinin ardından yapılan işlemlerde başarı oranlarında artış gözlemlediğimizi aktardım. Bununla birlikte, bu yaklaşımın henüz doğrudan rehberlere girmediğini ifade ettim.
Kilo yönetimine ilişkin bu yaklaşım yalnızca polikistik over sendromlu hastalar için mi gündeme geliyor?
Hayır. Kongrede bu yaklaşımın polikistik over sendromundan bağımsız olarak, fazla kilolu hastalarda da uygulanabildiği belirtildi. Değerlendirme yalnızca polikistik over tanısına göre yapılmamaktadır.
Yayında, kilo verilmesiyle birlikte değerlendirilen parametrelerde olumlu değişiklikler görülebildiğini ifade ettim.
Polikistik over sendromunun adlandırılmasına ilişkin tartışmaların tedaviye etkisi nedir?
Kongrede, polikistik over sendromunun adlandırılmasında metabolik ve endokrin özellikleri öne çıkaran bir yaklaşım tartışıldı. Yayında “PİMOS” olarak ifade edilen adlandırmanın, hastalığın metabolik yönünü vurguladığı belirtildi.
Bu yaklaşımın eleştirilen yönü, gebelik isteği bulunan hastalarda değerlendirmenin ağırlıklı olarak metabolik ve endokrin sorunlara yönelmesi sonucunda gebeliğe yönelik tedavinin gecikebilmesidir. Bu nedenle hastanın başvuru amacı başlangıçta belirlenmelidir.
Gebelik isteği bulunan hastalarda tedavi bu hedefe göre planlanmalıdır. Gebelik isteği bulunmayan, adet düzensizliği veya başka yakınmalarla başvuran hastalarda ise endokrin ve metabolik sorunlara yönelik değerlendirme öne çıkabilir.
“Polikistik” ifadesi hastalarda hangi yanlış anlamaya yol açabiliyor?
Hastalar “polikistik” ifadesi nedeniyle yumurtalıklarında kist bulunduğunu düşünebilmektedir. Yayında, bu görünümün çok sayıda folikülle ilişkili olduğunu ve hastaların bunu kistik bir hastalık olarak algılayabildiğini belirttim.
Bu nedenle adlandırmanın değişmesi konusunda yapılan değerlendirmede ben de değişiklik yönünde görüş bildirmiştim. Ancak kongredeki tartışmalar, yeni adlandırmanın gebelik isteği bulunan hastaların yönlendirilmesi üzerindeki etkisini de düşünmemi sağladı. “Kistik” ifadesinin çıkarılması ve folikülleri vurgulayan bir adlandırma kullanılması olasılığını da dile getirdim.
Sperm değerlendirmesinde sayı ve hareket dışında hangi özellikler önemlidir?
Sperm sayısı ve hareketliliği önemlidir; ancak sperm yapısının bütünlüğü ve DNA hasarı da tüp bebek tedavisinde dikkate alınmalıdır. Sağlıklı yapıda bir sperm seçilemediğinde, sağlıklı bir embriyo elde edilmesi de olumsuz etkilenebilmektedir. Kendi klinik uygulamalarımızda bu ilişkiyi gözlemliyoruz.
Ciddi DNA hasarı veya yapısal bozukluk bulunan olgularda, teknolojik sperm seçim yöntemlerinin yanında DNA hasarını azaltmaya yönelik tedaviler de değerlendirilebilir. Yayında bu kapsamda erkeklere uygulanan iğne tedavilerinden söz ettim.
Sperm DNA hasarına yönelik ön tedavinin süresi nasıl ele alınmalıdır?
Yayında, bu amaçla uygulanan iğne tedavileri için en az bir aylık bir süre üzerinde durdum. Bununla birlikte ön tedavinin gereğinden fazla uzatılmaması gerektiğini belirttim. Sürecin uzaması, hastaların tedaviye ilişkin beklentilerini ve motivasyonlarını azaltabilmektedir.
Aktardığım yaklaşımda bir aylık tedavinin yeterli olabileceğini, daha uzun sürelerin otomatik olarak tercih edilmemesi gerektiğini ifade ettim. Ciddi sperm bozukluğu devam ediyorsa sperm seçiminde kullanılabilecek teknolojik yöntemler de değerlendirilmelidir.
Ciddi sperm bozukluğunda testisten sperm alınması mutlaka gerekli midir?
Geçmişte, sperm yapısının belirgin biçimde bozuk veya ileri hareketli sperm oranının çok düşük olduğu hastalarda, ejakülattaki sperm yerine testisten elde edilen spermin daha iyi embriyo sağlayabileceği düşünülüyordu.
Kongrede aktarılan yaklaşımda, teknolojik olanakların ve yapay zekânın sperm seçiminde kullanılmasıyla bu düşüncenin ağırlığının azaldığı belirtildi. Uygun sperm seçim yöntemleri kullanıldığında, her durumda testisten sperm alınmasının gerekli olmayabileceğini ifade ettim. Bu yöntemlerle embriyoların beşinci güne ulaşma şansının artırılması amaçlanmaktadır.
Mikroakışkan sistemler ve mikroçip yöntemleri sperm seçiminde nasıl kullanılıyor?
Mikroakışkan sistemler, özellikle sperm DNA hasarının yüksek olduğu olgularda kullanılan yöntemler arasındadır. Kendi kliniğimizde de bu uygulamalardan yararlanıyoruz. Bu sistemlerle DNA bütünlüğü daha iyi olan spermleri seçebildiğimizi belirttim.
Spermlerin sistem içindeki akışkan ortamda ilerleyebilmesi, seçim sürecinin önemli bir parçasıdır. Ancak ileri hareketli sperm sayısı ciddi derecede az olduğunda, yeterli sayıda sperm bu ortamda ilerleyemeyebilir. Böyle durumlarda mikroakışkan sistemle sperm seçimi güçleşmektedir.
Mikroakışkan sistemlerle seçim yapılamadığında hangi yöntemler gündeme gelebilir?
İleri hareketli sperm sayısının çok düşük olduğu olgularda, yüksek büyütmeli değerlendirme yöntemlerinden yararlanılması gündeme gelebilmektedir. Kongrede, yaklaşık 8.000 kat büyütmeyle sperm değerlendirmesi sağlayan IMSI cihazının bu durumlarda kullanılmasının yararı ve önemi üzerinde duruldu.
Sperm seçim yönteminin, mevcut spermlerin hareket ve yapı özelliklerine göre belirlenmesi önemlidir.
Yapay zekâ ilaç dozlarının belirlenmesinde de kullanılabilir mi?
Kongrede, tedavi seçeneklerinin ve ilaç dozlarının belirlenmesinde yapay zekâ kullanımı da ele alındı. İlaç dozlarını hastanın yaşı, kilosu, ek hastalıkları ve önceki tedavilerde kullanılan dozlar üzerinden belirliyoruz. Tedavi sırasında hormon değerlerini izleyerek ilaç eklenmesi veya doz değişikliği gerekip gerekmediğini değerlendiriyoruz.
Yayında, yapay zekânın bu alanda hekimin yaptığı değerlendirmeye üstünlüğünün henüz gösterilmediğini belirttim. Bununla birlikte, değerlendirme sürecini desteklemek amacıyla kullanılabileceğini ifade ettim.
Yapay zekânın embriyo seçimindeki değerlendirmesi kesin bir genetik sonuç verir mi?
Yapay zekânın daha belirgin katkı sağladığını düşündüğüm alan embriyo seçimidir. Yayında, yapay zekâ değerlendirmesi sonrasında biyopsi yapılarak genetik incelemeye gönderilen embriyolarda, öngörü ile genetik sonuç arasında yaklaşık yüzde 90 düzeyinde uyum gözlemlediğimizi aktardım.
Ancak bu değerlendirme kesin bir genetik tanı değildir. Bir tarama yaklaşımı olarak ele alınmalıdır. Yapay zekânın bir embriyoyu sağlıklı olarak değerlendirmesi, genetik açıdan yüzde 100 kesinlik sağladığı anlamına gelmez. Tarama sonucu ile genetik inceleme sonucu arasındaki ayrım korunmalıdır.
Yapay zekâ değerlendirmesi tek gen hastalıklarını da belirleyebilir mi?
Yapay zekâyla yapılan değerlendirme tek gen hastalıklarını belirlememektedir. Yayında SMA ve DMD gibi hastalıkları bu duruma örnek verdim. Bu hastalıklarda ilgili gene yönelik özel inceleme yapılmaktadır.
Kromozom sayısına yönelik genetik değerlendirme ile tek gen hastalıklarına yönelik değerlendirme birbirinden farklıdır. Yayında klasik genetik inceleme kapsamında embriyonun 46 kromozomlu olup olmadığının değerlendirildiğini; tek gen hastalıklarında ise ilgili genin ayrıca incelendiğini belirttim.
Yumurta kalitesini gösteren kesin bir parametre bulunuyor mu?
Yumurta kalitesini değerlendirmeye yönelik parametreler üzerinde çalışmalar devam etmektedir. Ancak yayında, bu konuda henüz net bir parametrenin ortaya çıkmadığını ifade ettim. Elimizdeki en önemli göstergenin kadının yaşı olduğunu belirttim.
Yaş ilerledikçe yumurtalarda anöploidi olarak adlandırılan kromozomal bozuklukların görülme olasılığı artmaktadır. Yumurtanın genetik yapısındaki bozukluklar, oluşan embriyonun genetik yapısını da etkileyebilmektedir. Bu nedenle yumurta sayısı ve kalite değerlendirmesi birbirinden ayrı ele alınmalıdır.
Yumurta dondurma kararı yalnızca düşük yumurtalık rezervine göre mi verilmelidir?
Yayında, yumurta dondurma kararında rezervin yanında yaşın da değerlendirilmesi gerektiğini vurguladım. Önceden düşük AMH değerinin, özellikle 1,5’in altındaki sonuçların, yumurta dondurma açısından bir kriter olarak ele alındığını belirttim.
Kongrede aktardığım yaklaşımda, gebeliğini ileriki yıllara ertelemeyi düşünen ve 35 yaşını geçen kadınlarda, yumurta sayısı fazla olsa bile yumurta dondurmanın gündeme gelmesi gerektiği üzerinde duruldu. Bu öneriyi, 2026 Avrupa Üreme Tıbbı Derneği toplantısında ele alınan başlıklardan biri olarak aktardım.
Yumurta sayısının fazla olması, yaşla ilişkili genetik değişiklikleri ortadan kaldırmamaktadır. Yayında, 40 yaşındaki bir kadından elde edilen 20 yumurta ile 35 yaşındaki bir kadından elde edilen beş yumurtayı karşılaştırarak, sayının tek başına yeterli bir ölçüt olmadığını ifade ettim.
Kemoterapi veya radyoterapi planlanan hastalarda doğurganlığın korunması neden önemlidir?
Kemoterapi ve radyoterapi öncesinde doğurganlığın korunmasının değerlendirilmesi önemlidir. Hastalar bu dönemde öncelikle mevcut hastalıklarının tedavisine odaklandıkları için yumurtalık rezervinin korunmasını düşünemeyebilirler. Bu nedenle yakınlarının ve tedavi ekibinin yönlendirmesi önem taşımaktadır.
Yayında, kemoterapi sonrasında adet görmeye devam etmenin yumurtalık rezervinin yeterli olduğu anlamına gelmeyebileceğini gösteren bir klinik örnek paylaştım. Ailede erken menopoz öyküsü bulunması veya yumurtalık rezervini etkileyebilecek tedavilerin planlanması durumunda, doğurganlığın korunmasına yönelik değerlendirme yapılmasını vurguladım.
Onkolojik tedavi öncesinde yumurta toplama ve dondurma için ne kadar süre gerekebilir?
Yayında, yaklaşık bir haftalık bir süre tanınması durumunda yumurtaların toplanıp dondurulabildiğini ifade ettim. Dondurulan yumurtaların uzun süre saklanabildiğini, 10 yıl ve sonrasında ek sürelerle 20 yıla uzanan saklama sürelerinden söz ettim.
Onkolojik tedavilerin gelişmesiyle hastalığın tedavisinde önemli ilerlemeler sağlanmaktadır. Ancak yumurtalık rezervi tükendiğinde yumurtaların yeniden yerine konulamadığını vurguladım. Bu nedenle doğurganlığın korunmasının tedavi öncesinde gündeme getirilmesi önemlidir.
Onkolojik tedavi öncesinde doğurganlığın korunması değerlendirilmemişse sonrasında ne yapılmalıdır?
Bu değerlendirme tedavi öncesinde yapılmamışsa, tedavi sonrasında mümkün olan en kısa zamanda bir tüp bebek uzmanına başvurulmasını önerdim. AMH ölçümü ve ultrasonla antral folikül sayısının değerlendirilmesi üzerinde durdum.
Yumurtalıklarda kist veya kitle bulunmaması, üreme kapasitesinin yeterli olduğunu tek başına göstermemektedir. Bizim değerlendirmemizde antral folikül sayısı önemlidir. Aday foliküllerin azalması, yumurtalık rezervi açısından dikkate alınması gereken bir bulgudur.
Vajinal işlem konusunda hassasiyeti bulunan hastalarda yumurta toplama nasıl yapılabilir?
Yayında, vajinal işlem konusunda hassasiyeti bulunan hastalarda karından yumurta toplama yönteminin uygulanabildiğini belirttim. Kendi merkezimizde de bu yöntemle yumurta topladığımızı ifade ettim.
Yumurta dondurma uygulamalarımızın yaklaşık 1.000 vakaya ulaştığını ve kendi deneyimimizde o tarihe kadar komplikasyon gelişmediğini aktardım.
Kongrede mitokondriyle ilişkili hangi araştırma yaklaşımı ele alındı?
İlgili oturumda, daha genç bir kadından elde edilen folikül sıvısında ileri üreme yaşındaki bir kadının yumurtasının bekletilmesi yaklaşımı ele alındı. Burada amaç, ICSI işlemi öncesinde folikül sıvısının ortamından yararlanmaktır.
Yayında anlattığım yöntemin, bir yumurtadan diğerine mitokondri nakli yapılması olmadığını özellikle belirttim. Çalışmaların devam ettiğini, yaklaşımın henüz rehberlere girmediğini ve embriyoların beşinci güne ulaşmasına katkısının net biçimde ortaya konulmadığını ifade ettim.
Piezzo uygulamasıyla ilgili kendi deneyiminiz nasıldır?
İleri üreme yaşındaki hasta grubunda Piezo uygulamasını daha fazla kullanıyoruz. Bu yöntemden olumlu sonuçlar elde ettiğimizi ve ilgili çalışmamızı yayımladığımızı belirttim.
Yayında, kendi çalışmamızda ve klinik uygulamalarımızda embriyoların beşinci güne ulaşma oranında yaklaşık yüzde 20 artış gözlemlediğimizi aktardım.
Yayında “embriyo detoksu” olarak ifade edilen özel solüsyonlar hakkında neler söylendi?
Yayında, 2023 yılından itibaren kullanılan ve “embriyo detoksu” olarak ifade edilen özel solüsyonlardan söz ettim. Bu kapsamda GM-CSF içeren ortamların kullanımını ele aldım.
Bu uygulamalarla yaklaşık yüzde 17 düzeyinde anlamlı fayda bildirildiğini ve kendi kliniğimizde de bu ortamlardan sıklıkla yararlandığımızı belirttim. Açıklamamda, embriyoların beşinci güne ulaşma oranındaki artış üzerinde durdum.
Piezo, özel kültür ortamları veya folikül sıvısıyla ilgili uygulamalar embriyonun genetik yapısını değiştirebilir mi?
Bu yöntemlerle embriyonun gelişimi desteklenebilir ve beşinci güne ulaşması açısından katkı sağlanabilir. Ancak embriyonun genetik yapısını değiştiren bir uygulama bulunmadığını vurguladım.
Yayında, DNA’yı tamamen gençleştiren veya mevcut genetik yapıyı bu şekilde düzelten bir yöntemin bulunmadığını ifade ettim. Embriyonun gelişiminin desteklenmesi ile genetik yapısının değiştirilmesi farklı konulardır.
İki gebelik kaybı sonrasında yeniden gebe kalan ve rahim perdesi saptanan bir hastada yaklaşımınız nedir?
Aktarılan olguda gebelik mevcut olduğu için, vajinal progesteron desteğinin eklenebileceğini belirttim. Kongrede katıldığım gebelik kayıpları oturumunda, düşüklerin önlenmesi açısından vajinal progesteronun etkinliği üzerinde durulduğunu aktardım. Ağızdan kullanılan progesteron için aynı etkinliğin gösterilmediğini ifade ettim.
Gebelik oluşmamış olsaydı, rahim perdesinin histeroskopik olarak çıkarılmasını önerdiğimi belirttim. Mevcut gebelik ile gebelik öncesi değerlendirme arasındaki ayrım, bu yanıtın temelini oluşturmaktadır.
Tekrarlayan gebelik kayıplarında kan sulandırıcıların yeri nasıl değerlendiriliyor?
Cevap: Yayında, pıhtılaşma bozukluklarının gebelik kayıplarıyla ilişkisinin gereğinden fazla öne çıkarılabildiğini ve birçok durumda kan sulandırıcı kullanımının anlamlı katkısının gösterilmediğini ifade ettim.
Antifosfolipid antikor sendromunu ayrı bir başlık olarak ele aldım. Bu sendromda aspirin ve düşük molekül ağırlıklı heparinin fayda sağlayabileceğini; diğer pıhtılaşma bozukluklarında ek katkının gösterilmediğini aktardım. Ayrıca gerektiğinde perinatoloji görüşünün alınabileceğini belirttim.
Gebelikte kanama yakınmasıyla başvuran hastalarda kendi klinik yaklaşımınızı nasıl anlattınız?
Yayında, kendi uygulamamızda karşılaştığımız kanamaların önemli bir bölümünü yerleşme kanaması olarak değerlendirdiğimizi ve bunun için yaklaşık yüzde 90 oranını dile getirdiğimi belirttim.
Bu tür olgularda, kan sulandırıcı başlanmışsa kendi klinik uygulamamızda üç gün ara verdiğimizi; vajinal progesteron dozunu bir birim artırdığımızı ve sıvı alımının artırılmasını önerdiğimizi aktardım. Bunun dışında ek bir ilacın yararının gösterilmediğini ifade ettim.
Kırk yaşında, 4AC ve 3B olarak bildirilen iki embriyosu bulunan bir hastada genetik inceleme nasıl ele alınmalıdır?
Yanıtımda, embriyoların dondurulmuş olup olmadığı üzerinde durdum. Dondurulmuş embriyoların çözülerek genetik inceleme için biyopsi yapılması ve yeniden dondurulmasına olumsuz yaklaştığımı; bu işlemin embriyoya zarar verebileceğini ifade ettim.
Kendi merkezimizde embriyoların yapay zekâyla değerlendirildiğini ve genetik açıdan uyarı alınması durumunda, embriyolog tarafından hastaya genetik inceleme seçeneğinin sunulduğunu belirttim. Hastanın kabul veya ret kararının kayıt altına alındığını da aktardım. Genetik inceleme kararının dondurma öncesinde görüşülmesi üzerinde durdum.
Kırk dört yaşında, birden fazla tüp bebek ve aşılama denemesi ile kimyasal gebelik öyküsü bulunan bir hastada sonraki adım nasıl değerlendirilmelidir?
Yayında, 40 yaşın üzerindeki kadınlarda yumurtlama tedavisi ve aşılamanın yerinin olmadığını; aşılama tedavisinin düzenli ilişkiye üstünlüğünün gösterilmediğini ifade ettim. Bu yaş grubunda üstünlüğü bulunan yöntemin tüp bebek olduğunu belirttim.
Üç veya daha fazla başarısızlık ve gebelik kaybı öyküsü bulunan olguda, bir sonraki tedavide embriyoların genetik yapısının değerlendirilmesi üzerinde durdum. Genetik açıdan normal iki embriyo bulunması durumunda gebelik şansının yüzde 80 düzeyine çıkabildiğini aktardım. Bununla birlikte, bu yaşta iki genetik olarak normal embriyo elde etmenin kolay olmadığını özellikle vurguladım.
Genetik inceleme yapılıp yapılmaması kararının hasta ile görüşülmesi gerektiğini belirttim. Bu bağlamda, yapay zekâyla değerlendirme ve iyi kalitede iki embriyonun transferi yaklaşımının da kongrede ele alındığını, kendi uygulamamızda benzer biçimde değerlendirme yaptığımızı ifade ettim.
Kadında düşük AMH, erkekte sperm sayısı ve hareket sorunu bulunduğunda neden bazen yalnızca kadına iğne tedavisi uygulanıyor?
Kadının yumurtalık rezervi düşük olduğunda, erkek tedavisinin uzamasını beklemek istemeyebiliyoruz. Erkek için birkaç aylık tedavi planlanırken, bu süre içinde kadında elde edilebilecek yumurta sayısı azalabilir. Yayında, başlangıçta beş yumurta bulunan bir hastada üç aylık bekleme sonrasında sayının üçe düşmesini buna örnek verdim.
Bu nedenle rezervi düşük hastalarda mevcut yumurtaları toplamayı, erkek tedavisini ise eş zamanlı yürütmeyi tercih edebiliyoruz. Sperm seçim yöntemlerinden yararlanılması da bu yaklaşımın bir parçasıdır. Tedavi sıralaması, kadının yumurta sayısı ve erkeğin sperm özellikleri birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.
Sperm morfolojisinin düşük olması, tüp bebek tedavisinin mutlaka ertelenmesini gerektirir mi?
Bu karar yalnızca morfoloji sonucuna göre verilmemelidir. Yayında, sperm sayısı ve hareketliliği yüksek, morfolojisi yüzde 1 olan bir erkek ile yalnızca bir yumurtası bulunan eşini örnek verdim. Böyle bir durumda morfolojiyi düzeltmek için beklerken mevcut yumurtanın kaybedilmesi ihtimalini de değerlendirmek gerekir.
Tek yumurta için bir sperm seçileceğinden, mevcut spermler arasından uygun seçim yapılmasını sağlayan yöntemlerden yararlanıyoruz. İleri üreme yaşındaki hastalarda Piezo uygulamasını da kullanıyoruz. Bu uygulamanın döllenme kapasitesine ve yumurtanın aktivasyonuna katkı sağlayarak embriyonun beşinci güne ulaşma şansını artırabildiğini belirttim.
Sperm yapısını kesin biçimde düzelten, kanıtlanmış mucizevi bir yöntem bulunmadığını ifade ettim. Bu nedenle karar, çiftin özelliklerine göre hekimle birlikte alınmalıdır.
Sperm DNA hasarı bütün spermlerin hasarlı olduğu anlamına mı gelir?
Sperm DNA hasarı bir oran olarak değerlendirilir; bütün spermlerin aynı derecede hasarlı olduğu anlamına gelmez. Kendi merkezimizde kullanılan değerlendirmede yüzde 15’in altını normal, yüzde 15–30 arasını orta, yüzde 30’un üzerini ağır DNA hasarı olarak sınıflandırdığımızı belirttim.
Kadının yumurta sayısı çok azsa, DNA hasarını azaltmak için uzun süre beklemek yerine mikroçip veya yapay zekâ destekli sperm seçiminden yararlanılması gündeme gelebilir. Amaç, mevcut spermler arasından DNA bütünlüğü daha iyi olan spermin seçilmesidir.
Erkekte sperm DNA hasarını azaltmaya yönelik ön tedavi hangi durumda düşünülebilir?
Kadının yumurta sayısı yeterliyse, sperm DNA hasarını azaltmaya yönelik bir aylık ilaç tedavisi önerilebilir. Yayında, yaklaşık 8–10 ve üzerindeki yumurta sayıları üzerinden bu yaklaşımı açıkladım.
Ancak kadının yumurta sayısı çok düşükse, bekleme süresinin oluşturabileceği kayıp da hesaba katılmalıdır. Erkek için ön tedavi uygulanması veya doğrudan sperm seçim teknolojilerinden yararlanılması, çiftin birlikte değerlendirilmesiyle kararlaştırılmalıdır.
Antioksidan desteklerde yalnızca ürünün adı mı, içeriği ve miktarı mı önemlidir?
Destek ürünlerinin içeriklerine ve içerdiği maddelerin miktarlarına dikkat edilmelidir. Bir ürünün vitamin veya antioksidan içermesi, bu maddelerin yeterli miktarda bulunduğu anlamına gelmez.
Yayında karnitin, koenzim Q10, C vitamini ve E vitamini üzerinde durdum. Aktardığım miktarlar karnitin için en az 1.000 mg, koenzim Q10 için en az 100 mg, C vitamini ve E vitamini için ise ayrı ayrı en az 1.000 mg şeklindeydi. Bu ifadeler, yayında belirtilen miktarların aktarımıdır.
Düşük miktarda içerik bulunan ürünlerde, hedeflenen miktara ulaşmak için çok sayıda tablet kullanılması gerekebileceğini belirttim. Bu nedenle ürün araştırılırken içerikteki miligramların incelenmesini vurguladım. İçeriği yeterli desteklerden, özellikle yapısal sperm bozukluklarında olumlu etki gözlemlediğimizi ifade ettim.
İki başarısız tüp bebek denemesinden sonra yeni yumurta toplama işleminde genetik inceleme yapılmalı mı?
Karar için kadının yaşı ve önceki embriyoların özellikleri bilinmelidir. Yayındaki soruda yaş bilgisi başlangıçta net anlaşılmadığı için, 41 yaşındaki bir hasta ile 28 yaşındaki bir hastanın farklı değerlendirilmesi gerektiğini belirttim.
Yirmi sekiz yaşındaki bir hastada, önceki iki transferde kullanılan embriyoların beşinci gün embriyosu olup olmadığı ve kaliteleri önemlidir. İki iyi kaliteli beşinci gün embriyosuyla başarısızlık yaşanmışsa, üçüncü denemede genetik inceleme düşünülebileceğini ifade ettim. Önceki embriyoların gelişim günü ve kalite bilgileri olmadan kesin bir karar verilemeyeceğini vurguladım.
Bir tüpün kapalı olması ile hidrosalpinks bulunması aynı şekilde mi değerlendirilir?
Tüp bebek açısından tek tüpün kapalı olması ile tüpte sıvı birikmesi farklı durumlardır. Hidrosalpinkste tüp genişlemekte ve içinde sıvı birikmektedir. Bu sıvının rahim içine ulaşması, embriyonun tutunmasını olumsuz etkileyebilmektedir.
Yayında, bu şekilde şişmiş tüplerin işlevini kaybettiğini ve rahimle bağlantılarının kapatılmasını tercih ettiğimizi belirttim. Kongrede de bu konu üzerinde özellikle durulduğunu aktardım. Sıvı üreten ve işlevini kaybetmiş tüplerde, yalnızca tüpü açmaya veya serbestleştirmeye yönelik işlemlere olumlu yaklaşmadığımı ifade ettim.
Embriyo transferi öncesinde rahim filmi neden önemlidir?
Rahim filmi, tüplerin ve rahmin değerlendirilmesinde önem taşımaktadır. Özellikle hidrosalpinks olasılığının gözden kaçırılmaması gerekir. Tüpte biriken sıvının rahim içine ulaşması, transfer sonucunu olumsuz etkileyebilir.
Yayında, kendi yaklaşımımda rahim filmi değerlendirilmeden embriyo transferi yapılmaması gerektiğini vurguladım.
Hipotiroidisi bulunan bir hastada transfer öncesinde TSH nasıl değerlendirilmelidir?
Yayında, transfer öncesinde daha önce TSH değerinin 2,5’in altında olmasını istediğimizi; güncel rehberlerde ise 4 sınırının yeterli kabul edildiğini aktardım. TSH’nin 4’ün üzerine çıkmaması gerektiğini belirttim.
Soruyu yönelten hastanın TSH değeri bilinmediğinden, öncelikle bu sonucun değerlendirilmesi gerektiğini ifade ettim. Tiroid fonksiyonlarının kilo yönetimi bakımından da önemli olduğunu vurguladım.
Hipotiroidisi ve fazla kilosu bulunan bir hastada zayıflama iğnesi kullanımı nasıl ele alınmalıdır?
Öncelikle dahiliye uzmanına danışılması ve kullanıma engel bir durum bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiğini belirttim. Kongrede kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının da bu ilaçları önerebileceği ifade edilmiş olsa da kendi yaklaşımımda dahiliye değerlendirmesini tercih ettiğimi aktardım.
Vücut kitle indeksinin değerlendirilmesi üzerinde durdum. Yayında indeksin 30’un üzerinde olmasını kullanım açısından öne çıkardım. Soruda belirtilen boy ve kilo için yayında yaklaşık 28 olarak ifade edilen indeks üzerinden, diyetle kilo verilmesinin de düşünülebileceğini ve ilaç kullanımının zorunlu olmadığını belirttim.
Zayıflama iğnesi kullanılırken hangi desteklerden söz edildi?
Kongrede, bu ilaçlar kullanılırken ek destek gerekip gerekmediğini özellikle sorduğumu belirttim. İlgili konuşmacının kalsiyum, D vitamini ve folik asit desteği üzerinde durduğunu aktardım.
Yayında, bu tedavi sırasında kemik kaybı, D vitamini düşüklüğü ve folik asit eksikliği görülebileceğini ifade ettim. Bu nedenle söz konusu desteklerin değerlendirilmesini vurguladım.
Zayıflama iğnesi sonrasında gebelik planlaması için nasıl bir süre belirtildi?
Yayında, zayıflama iğneleri bırakıldıktan üç ay sonra gebelik planlanması gerektiğini ifade ettim. İki aylık kullanım sonrasında kilo verilmesi ve ardından üç aylık bekleme süresi üzerinden açıklama yaptım.
Kendi çalışmamızda, özellikle embriyoların dondurulacağı polikistik overli hasta grubundan söz ettim. Embriyoların dondurulması, yumurtalıkların küçülmesinin beklenmesi ve transfer hazırlığı sırasında geçen süreyi bu planlamayla birlikte değerlendirdiğimizi aktardım. Çalışmamızda bu hasta grubunda olumlu sonuçlar gözlemlediğimizi belirttim.
Felix adlı sperm seçim cihazı hakkında görüşünüz nedir?
Yayında bu cihazı duymadığımı belirttim. Bu nedenle cihazın etkinliği veya kullanımı hakkında bir değerlendirme yapmadım.
Yirmi dokuz yaşında, uzun süredir ikinci gebelik elde edemeyen ve AMH değeri yaklaşık 0,4 olan bir hastada tüp bebek düşünülmeli mi?
Aktarılan olguda tüp bebek tedavisini önerdim. AMH’nin yaklaşık 0,4 olması durumunda, hastanın klomifen tedavisiyle bekletilmesini uygun bulmadığımı ifade ettim.
Yayında AMH’nin 1,5’in altında olmasını azalmış, 0,5’in altında olmasını ise çok belirgin azalmış yumurtalık rezervi kapsamında değerlendirdim. Bu nedenle yumurtaların bir an önce toplanması ve embriyoların dondurularak saklanması üzerinde durdum. Rezerv tükendiğinde tüp bebek uygulamasının da yapılamayabileceğini belirttim.
İki başarısız denemeden sonra üçüncü yumurta toplama işlemine hazırlanırken nelere dikkat edilmelidir?
Vitamin destekleri, beslenme ve kilo yönetimi açısından hazırlık yapılabileceğini belirttim. Akdeniz tipi beslenmeye dikkat edilmesi ve fazla kilo varsa kilo verilmesine yönelik seçeneklerin değerlendirilmesi üzerinde durdum.
Ancak ilaç dozları, kullanılacak teknolojiler, erkeğe iğne tedavisi uygulanması ve transfer edilecek embriyo sayısı gibi kararların tedaviyi yürüten hekimle birlikte alınması gerektiğini vurguladım. Hekimin gördüğü başka bir özellik veya değerlendirdiği başka bir durum olabilir. Bu nedenle yalnızca yayında aktarılan bilgilerle kesin bir tedavi kararı verilemeyeceğini ifade ettim.
Tüpte şişlik bulunması hidrosalpinks olasılığını düşündürür mü ve nasıl değerlendirilir?
Tüpte şişlik ve sıvı birikmesi hidrosalpinks açısından değerlendirilmelidir. Yayında, rahim filminin bu değerlendirmedeki güvenilirliğini yaklaşık yüzde 70 olarak ifade ettim. Filmde şüphe bulunması durumunda laparoskopiyle değerlendirme yapılmasını önerdim.
Laparoskopi sırasında metilen mavisi verilerek tüpün davranışı gözlenebilir. Tüpün belirgin biçimde şişmesi, uç kısmından sıvı geçişi görülse bile işlev kaybını düşündürebilir. Bu nedenle değerlendirme yalnızca tüpün açık veya kapalı olmasına dayanmamalıdır.
Tüp açık olsa bile hidrosalpinks bulunabilir mi?
Evet. Yayında, verilen sıvının tüpün ucundan karın içine geçmesinin tek başına tüpün sağlıklı olduğunu göstermediğini belirttim. Tüp sıvı verildiğinde belirgin biçimde şişiyorsa, açık görünmesine rağmen hidrosalpinks olarak değerlendirilebileceğini ifade ettim.
Sıvı üreten ve işlevini kaybetmiş bir tüpün, rahim içine ulaşan sıvı nedeniyle embriyonun tutunmasını olumsuz etkileyebileceğini vurguladım. Ayrıca bu durumun, diğer tüp sağlıklı olsa bile kendiliğinden gebelik elde edilmesini olumsuz etkileyebileceğini belirttim.
Hidrosalpinkste tüpün alınması yerine rahimle bağlantısının kapatılmasını neden tercih ediyorsunuz?
Yayında, rehberlerde tüpün alınmasının yer aldığını; kendi yaklaşımımızda ise yumurtalığın kanlanmasını korumak amacıyla tüpün rahimle bağlantısını kapatmayı tercih ettiğimizi belirttim. Tüp ile yumurtalığın kanlanmasının birbirine yakın olması nedeniyle, tüp çıkarılırken yumurtalığın zarar görmesinden kaçınmayı amaçlıyoruz.
Kendi uygulamamızda, daha sonra sezaryen yapılması durumunda şiş ve işlevini kaybetmiş tüpü aynı işlem sırasında çıkarabildiğimizi aktardım. Bu yaklaşımı, ilerleyen dönemde tüpün ağrıya neden olabilmesiyle ilişkilendirdim. Hidrosalpinks gelişmiş tüpün yeniden sağlıklı işlevine dönmediğini ifade ettim.
Vermiş olduğu değerli bilgiler için Prof.Dr. Gökalp Öner’e çok teşekkür ederiz.
**************************************
