Aktif KonularAktif Konular  Forumu AraArama  YardımYardım
  GirişGiriş
Google
 
 
ERKEN YUMURTA YETMEZLIGI (Kilitli Forum Kilitli Forum)
 Çocuk İstiyorum Forumu : ERKEN YUMURTA YETMEZLIGI
Konu Konu: FURKANECZ Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazanlarda
Mesaj << Önceki Konu | Sonraki Konu >>
neslinaz
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 507
Gönderen: 26-Ocak-2006 Saat 17:34 | Kayıtlı IP Alıntı neslinaz

Merhaba bende birşey soracağım,cevaplarsanız sevinirim
Aşılama için gonal-f kullanıyorum 3 gün oldu.Bunların yanında artı yumurta kalitesini arttırıcı ne yiyip içmeliyim yada kullanmalıyım .Benim ve eşim için kullanmamız gerekenleri yazarsanız çok sevinirim.
Ayrıca yazdıklarınız harika.
Yukarı Dön Göster neslinaz's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: neslinaz
 
gulcan73
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 2370
Gönderen: 26-Ocak-2006 Saat 20:42 | Kayıtlı IP Alıntı gulcan73

furki minpin in öyküsündeki pınar ile tanıştım aynı dr a gittik.ben onun öyküsünden yola çıkarak dr una ulaştım.daha sonrada pınar a ulaştım.konuştuk telde uzun uzun.şu an Allah bağışlasın bir oğlu var.bayağı zorlu bir süreçten geçmiş dünya iyisi ve tatlısıda bi kızcaz
Yukarı Dön Göster gulcan73's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: gulcan73
 
denizsayin61
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 213
Gönderen: 26-Ocak-2006 Saat 21:52 | Kayıtlı IP Alıntı denizsayin61

furkancım klomen değil klomen kullandım zaten başharfi f ama ismini hatırlayamadım femera olabilir belkide
Yukarı Dön Göster denizsayin61's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: denizsayin61
 
ulfet
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 22922
Gönderen: 26-Ocak-2006 Saat 22:31 | Kayıtlı IP Alıntı ulfet

minpin in oykusunu bulamadim
aslinda savasi kazananlar bolumu yok
ben bulamadim
Yukarı Dön Göster ulfet's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: ulfet
 
ulfet
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 22922
Gönderen: 26-Ocak-2006 Saat 22:33 | Kayıtlı IP Alıntı ulfet

tamam tamam buldum
Yukarı Dön Göster ulfet's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: ulfet
 
denizsayin61
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 213
Gönderen: 26-Ocak-2006 Saat 22:56 | Kayıtlı IP Alıntı denizsayin61

furkan bu macun ve çayları nezaman bırakmalıyım adetime az kaldı hayıt tohumunu 15 gün bıraktım macunuda 18 gün bıraktım diüer çaylarıda acaba hatamı yaptım nekadar zaman içmeliyim yazarsan sevinirim
Yukarı Dön Göster denizsayin61's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: denizsayin61
 
eas
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 720
Gönderen: 27-Ocak-2006 Saat 00:11 | Kayıtlı IP Alıntı eas

NEREDESİNİZ.NE BU DURGUNLUK.KİMSE GELMİYOMU ARTIK.NEREDE O ESKİ GÜNLER.ŞİMDİ KİMSE YOK.SORUNLWARIMIZI PAYLAŞAMAYACAK DURUMA GELDİK
SIKILDIM ARTIK.KENDİ SAYFAMIZI YAPTIK GENEDE YOKSUNUZ ÜZÜLÜYORUM ARTIK.
Yukarı Dön Göster eas's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: eas
 
furkanecz
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 1589
Gönderen: 27-Ocak-2006 Saat 02:46 | Kayıtlı IP Alıntı furkanecz

DENİZCİM,TEDAVİYE BAŞLAYACAKSAN ONA GÖRE KULLANACAKLARINI DEGİŞTİRMEMİZ LAZIM.HABER VER.
Yukarı Dön Göster furkanecz's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: furkanecz
 
furkanecz
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 1589
Gönderen: 27-Ocak-2006 Saat 02:47 | Kayıtlı IP Alıntı furkanecz

easım,gececiyim,gündüze geçince gelirim.bu arada rainam nerde???????
Yukarı Dön Göster furkanecz's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: furkanecz
 
furkanecz
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 1589
Gönderen: 27-Ocak-2006 Saat 02:49 | Kayıtlı IP Alıntı furkanecz

neslinaz,eski formumuzda açık kürsüde yumurta kalitesini artırma konusunda çok güzel bilgiler var.onlara bir göz at istersen.sonra beraber tartışalım.kullanabileceklerine karar verelim.tedavinde başarılar diliyorum.
Yukarı Dön Göster furkanecz's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: furkanecz
 
furkanecz
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 1589
Gönderen: 27-Ocak-2006 Saat 02:56 | Kayıtlı IP Alıntı furkanecz

giz o testte hangi hormonlara bakılıyormuş,ögrenebilirmisin canım?

lordiş,göz için en iyi ilaç uyku.bide çay banyosu.bi parça pamugu çayla ıslat.bi süre gözlerinde tut.tüm yorgunlugunu alır.ancak bilgisayara fazla bakmak,göz kuruluguna sebap oluyomuş.en iyisi çıktı alıp,kagıttan okumak galiba.
ama bilgiler gerçekten ilginç ve güzel.yeni bilgileri bekliyoruz arkadaşlar.
Yukarı Dön Göster furkanecz's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: furkanecz
 
lordiye
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 4365
Gönderen: 27-Ocak-2006 Saat 09:58 | Kayıtlı IP Alıntı lordiye

Haklısın furkancım dün akşam gittim saat 10 da vurdum kafayı yattım, şimdi hiçbirşeyim kalmamış..

Bağlantıyı yıllardır çözememişimdir ama ne zaman gözüm ağrısa ağrı başıma vurur, aslında hangisinin ağrıdığını çözebilmiş değilim, başımın ağrısı mı gözüme vuruyor yoksa tam tersi mi oluyor. Ağrı çekmeye alışık biri olmadığım için kötü oluyor bu ikili ağrı..

Haa aklıma gelmişken ben bir de bişey sormak istiyorum. Tüp bebek tedavisinde yumurta toplamadan sonra düşük doz kortizon ilacı verilmiş bir arkadaşa.. Bunun verilme sebebini bilen var mı aranızda??? Hem bu kortizon ilacı ve yine düşük doz antibiyotik verilmiş 5 günlük kullanım için. Acaba sebebi ne olabilir? Merak ettim de bir sorayım dedim belki bilen vardır..
Yukarı Dön Göster lordiye's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: lordiye
 
bal-kiz
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 2093
Gönderen: 27-Ocak-2006 Saat 10:30 | Kayıtlı IP Alıntı bal-kiz

GÖRME DEĞERLENDİRMESİ
Görme değerlendirmesi göz muayene ve check-up'larının vazgeçilmez bir bölümünü oluşturur. Görme düzeyi sonraki yapılacak değerlendirmeler açısından önemli bir yer tutar. İnsanlar karşılaştırma şansına sahip olmadıkları takdirde dünyayı algıladıkları gibi zannederler ve kapasitelerinin boyutunu tasavvur edemezler. Normal gördüğünü zanneden pekçok kimse arkadaşlarının görebildiği şeyleri göremediği zaman derhal doktora müracaat eder.

Görme azlığı göz hastalıklarının meydana getirdiği şikayetler arasında ilk sırayı tutar. Muayenelerde özel büyüklükteki harflerle görme test edilir. On sıradan oluşan bu harflerden en az dokuz sırayı bilenler normal görmeye sahip olarak kabul edilir. Okullarda yapılan görme muayeneleri en basit düzeydeki check-up'a bir örnek olarak gösterilebilir. Bu şekilde eksik gördüğü tespit edilen çocuklar daha ileri muayeneye sevk edilerek tedavilerinin yapılması sağlanır.

Çok küçük çocuklarda görme muayenesi ayrı bir öneme sahiptir. 3 yaşın altındaki çocuklarda görme durumunun değerlendirilmesi için belli başlı testler mevcuttur. Ayrıca diğer yapılacak muayeneler de görme konusunda belli bir fikir verir. 3 yaşından büyük çocuklar genellikle E harfinin yönü öğretilerek görme muayenesine alınabilir. İleri düzeydeki görme bozuklukları anne-babanın da farkedebileceği bulgular meydana getirir. Orta düzeydeki görme bozuklukları ise yıllarca farkedilmeden kalabildiği gibi sebep olan hastalığın durumuna göre de ilerleme yapabilir.

GÖZ NUMARASININ BELİRLENMESİ
Az görmenin önemli nedenlerinden biri gözlerde miyop, hipermetrop veya astigmatizma gibi bir kusurun bulunuşudur. Bu kusurlar çoğunlukla iki gözde mevcut olur. Bazen bir göz normal diğeri kusurlu olur, bazen de iki gözde farklı kusurlar bulunabilir.

Kırılma kusurları yaşa göre farklı dağılım gösterir. Çocuklarda ve küçük yaşlarda hipermetropi ön planda iken ileri yaşlarda miyop ve astigmatizma sıklığı artar. 40 yaşından sonra ise presbiyopi dediğimiz ve hipermetrop gibi tashihi yapılan yakın görme bozukluğu meydana gelir.

Kusurların farklı yaşlardaki tashih ve tedavisi de farklılık gösterir. Örneğin okula başlamadan önceki dönemlerde görülen kusurlar çok yüksek olmadığı ve iki göz arasında fazla fark olmadığı sürece tedavi edilmezler. Numara çok yüksek olduğunda veya iki göz arasındaki fark fazla olduğunda ileri yaşlarda tedavisi mümkün olmayan göz tembelliğinin ortaya çıkmasının engellenmesi amacıyla tedavi yapılır. Böyle durumlarda gözlük veya kontakt lens kullandırılabildiği gibi bazen cerrahi veya lazer tedavilerine de müracaat etmek gerekebilir.

Okul döneminde hipermetropi azalır, miyopi artarken astigmatizmada çok az değişiklik meydana gelir. Değişikliklerin tespiti için çocukların en az yılda bir defa kontrolden geçirilmeleri gerekir. Uygun olmayan gözlük veya kontakt lensler çocukların performansını etkiler.

İleri yaşlardaki göz kusurları yüksek numaralarda görme bozukluğuna yol açarken düşük numaralarda görme bozukluğu yanısıra başağrısı, göz ağrısı, gözde yorgunluk gibi şikayetlere de neden olurlar.

Bazen normal muayene sonrası da hastaların şikayetleri devam edebilir. Bu durumda gözlüğün kontrolü gerekir. Herşeyin yolunda görünmesine rağmen gizli bir kusur veya spazm gibi durumlar da bunun nedeni olabilir.
Unutulmaması gereken bir nokta da her hastaya her yöntemin aynı başarıyla uygulanamayacağıdır. Yapılan değerlendirmeler sadece kusurun tespitine yönelik olmamalı, aynı zamanda kişi için ideal seçeneğin gözlük mü, kontakt lens mi, ameliyat mı yoksa lazer mi olduğunu da belirlemelidir.

GÖZİÇİ BASINÇ (GÖZ TANSİYONU) ÖLÇÜMÜ
Hastaların önemli bir kısmı göz tansiyonunun belirtilerini merak eder. Diğer taraftan oldukça fazla sayıda kişi başı veya gözü ağrıdığında göz tansiyonunun yükseldiğini zanneder. Kişinin göz tansiyonunun belirtilerini öğrenmek istemesi veya başı ve gözü ağrıdığında göz tansiyonundan şüphelenmesi yanlış şeyler değildir. Gerçekten göz tansiyonu baş ağrısı, göz ağrısı, gözde kızarıklık, görme bulanıklığı, ışığı karşı hassasiyet ve mide bulantısı gibi şikayetler meydana getirir. Ancak bu şikayetlerin meydana geldiği göz tansiyonu hasta sayısı toplam sayı içinde çok az bir yeri işgal eder.

Göz tansiyonunun normal değeri 10-21 mmHg arasındadır. Bu değerler 35-40 mmHg'yı geçmedikçe kolay kolay bulgu vermezler. Göz tansiyonu yüksekliğinin meydana getirdiği glokom isimli hastalık çoğunlukla sinsi seyreder ve hasta ancak merkezi görmesi etkilendiğinde bunun farkına varabilir. Bu ana kadar kaybedilen çevresel görme maalesef bundan sonra geri kazandırılamaz.

Öncelikle herkesin bu hastalık yönünden dikkatli olması ve düzenli kontrolden geçmesi gerekir. Fakat bazı kişiler normal topluma göre daha yüksek risk altındadırlar:
45 yaşını geçenler,
Akrabalarında glokom bulunanlar,
GİB anormal şekilde yüksek seyredenler,
Şeker hastalığı,
Yüksek miyopi,
Uzun süreli kortizon kullanımı,
Göz yaralanması,
Yüksek kan basıncı,
Şiddetli kansızlık ve şok geçirilmiş olması.
Bu risk grubunda olanların daha titiz davranmaları gerekir.

MİKROSKOBİK MUAYENE
Mikroskobik muayenede ek bir araç kullanılmıyorsa gözün ön kısmındaki kapaklar, kirpikler, konjunktiva, kornea, sklera, iris, göz bebeği, lens ve vitreus gibi yapıların değerlendirmesi yapılır. Bu yapıların hastalık veya bozuklukları genellikle bazı şikayetler meydana getirir. Bu şikayetleri bazı kişiler fazlaca değer verirken bazıları da önemsemez. Gerçekten gözde hiçbir sorun yokken kişinin bünyesine ait faktörler ve çevreye ait faktörler nedeniyle bazı şikayetler meydana gelebilir. Ancak aynı şikayetleri gözde bulunan bir hastalık da meydana getirebilir.

Örneğin gözde yanma ve batma hissi uzun süreli ve yoğun bir çalışmanın ardından meydana gelebilir. Ama aynı şikayetler göz kuruluğu, göz kapağı iltihabı, göz yüzeyinin iltihabi durumları, göze yabancı cisim kaçması gibi durumlarda da meydana gelebilir. Heriki durumda da dinlenmekle bir miktar rahatlanma sağlanır. Ancak şikayetler bir hastalığa bağlı ise giderek artış gösterir.

Kısacası gözdeki şikayet ne olursa olsun önemsiz görülmemelidir. Erken müdahale ile ileride meydana gelebilecek sorunlardan korunmak mümkündür.

GÖZYAŞI TESTLERİ
İnsanın gözyaşı 3 katmandan oluşur. Bunlar dıştan içe doğru yağ, su ve musin katmanlarıdır. Bu katmanların herbiri ayrı ayrı hücre veya bezlerden salgılanır. Gözyaşı gözümüze kayganlık vererek rahat hareket etmesini sağlar, gözümüzü mikroplara karşı korur, gözün önündeki belli hücrelerin beslenmesine katkıda bulunur ve en önemlisi cisimleri net olarak görmemizi sağlar. Gözyaşındaki herhangi bir bozukluk yanma, batma, kaşıntı, kuruluk, kızarıklık ve bulanık görme gibi şikayetler meydana getirir.
Gözyaşı bozuklukları kendi başlarına bir salgı bozukluğu olabildiği gibi bazen göz yüzeyi ve çevresini tutan hastalıkların meydana getirdiği düzensizlik şeklinde de olabilir. Klinikte gözyaşı incelemeleri biyomikroskop yardımıyla yapılır. Ayrıca Schirmer kağıdı denilen özel kağıtlarla gözyaşı yeterliliği tespit edilebilir.

Gözyaşı eksiklik veya düzensizliklerinin erken tedavisi ileride meydana gelebilecek olan göz yüzeyi düzensizlikleri, kornea ödemi ve sonuçta görme kaybı gibi şikayetlerin en aza indirilmesine yardımcı olur.

GÖZYAŞI KANALININ TEST EDİLMESİ
Göz sulanması da toplumda sık rastlanan bir şikayettir. Gözde sulanma yapan nedenin ne olduğunun ortaya çıkarılması gerekir. Göz enfeksiyonları, yabancı cisimler, allerjiler, pinguekula ve pterjium denilen et büyümeleri ve çevresel faktörler gözde sulanma meydana getirebilir. Bebeklerde göz sulanması yapan önemli bir hastalık göz tansiyonu yüksekliği yani glokomdur.

Gözde sulanma olan hastanın bu gibi durumlara yönelik değerlendirmesinin yapılması gerekir. Ancak gözyaşı kanalı test edilmezse muayene eksik kalmış demektir. İnsanın gözyaşı salgı bezlerinden salındıktan sonra göz yüzeyini ıslatarak burun kökündeki pınarcık denilen bölüme gelir ve oradaki iki adet delikten ince kanallar vasıtasıyla buruna aktarılır. Bu sistemin incelenmesinde bazı özel boyalar kullanılabilir ya da film çektirilebilir. Ama en pratik olan ve kliniklerde en çok kullanılan yöntem ince bir kanül ile sıvı verilerek kanalın açık mı yoksa kapalı mı olduğuna bakılmasıdır.

GÖZ HAREKETLERİNİN İNCELENMESİ
Göz hareketlerinin incelenmesi özellikle bebek ve çocuklara yönelik check-up'larda daha fazla önem taşır. Çocuklarda mevcut olan şaşılık veya diğer göz hareket bozuklukları kolayca yakınlarının gözünden kaçabildiği gibi bazen de herhangi bir anormallik olmadığı halde çocuğun gözünde bir kayma olduğundan şüphelenilebilir. Çocuğun gözünde bir kayma mı, yalancı bir şaşılık mı olduğuna yoksa normal mi olduğuna objektif testlerle karar verilmelidir.

Şaşılık muayenelerinde açma-kapama testleri, prizma testleri, özel lenslerle muayene, sinoptofor veya Hess perdesi gibi değişik yöntemler kullanılır.

Şaşılığın riskleri konusunda en çok korkulacak konu göz tembelliği geliştirmesidir. Bazen ileri derecedeki kaymalar herhangi bir göz tembelliği meydana getirmezken bazen de gözden kaçabilecek düzeydeki basit bir kayma görmeyi bozabilir. Göz tembelliği ancak erken yaşlarda tedavi edildiği takdirde iyi sonuç alınabilir.

Gözdeki kaymalar çoğunlukla kasların çalışmasındaki bir dengesizlikten meydana gelir. Hastaların bir kısmında ise göz görmediği için kayar. Görmeyi bozan faktör bir doğumsal anomali, bir katarakt, bir glokom, bir tümör veya göz siniriyle ilgili bir hastalık olabilir. Kaymaya neden olan faktörün erken tespiti görmenin kazandırılması ve kaymanın tedavisinde yardımcı olduğu gibi bazen hayati önem bile taşıyabilir.

SİNİR TABAKASI VE GÖZ SİNİRİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Sinir tabakası ve göz siniri hastanın şikayetleriyle ilişkili olmadıkça detaylı bir incelemeye tabi tutulmayabilir. Ancak bazı sinsi hastalıklar ve risk faktörleri bu bölümlerin detaylı incelenmesiyle tespit edilebilir.

Örneğin belirti vermeyen bir sinir tabakası yırtığı ilerleyerek dekolman denilen duruma dönüşüp görme kaybına neden olabilir. Bu hastalık yönünden risk taşıyan insanlar vardır. Bunlar yüksek miyop ve miyop astigmatlar, yakınlarında böyle bir hastalık geçirmiş olanlar, darbeli sporlar yapanlar, göz yaralanması geçirmiş olanlar, göz ameliyatı geçirmiş olanlar, diğer gözünden böyle bir hastalık geçirmiş olanlardır. Bir diğer risk grubu sinir tabakasının çevresel kısımlarında dejenerasyon denilen bozuklukları olanlardır. Bu bozukluk ilgili bölümlerin özel muayene yöntemleri ile incelenmesi sonucunda ortaya çıkarılabilir.
Bazen göz sinirinin muayenesi tedavi yönünden önem arzeden glokom hastalığını ortaya çıkarabilir. Yüksek seyreden göziçi basıncı göz sinirinin başında çukurluk oluşturarak görme kaybı meydana getirir. Göziçi basınç ölçümleri ile glokom hastalığı çoğunlukla tespit edilir. Bazı glokom hastalarında ise göziçi basıncının normal sınırlar içinde olmasına rağmen göz sinirinde hasar mevcuttur. Bu kişilere normal veya düşük tansiyonlu glokom hastası denir.
Göz önünde sinekler uçuşması, çizgiler görünmesi, noktalar görünmesi, nesnelerin farklı renk ve şekillerde görünmesi, düz bir zeminde bazı cisimlerin görünmesi, gözde şimşek çakmaları, göz önünde kurum yağması, perde inmesi gibi şikayetler yaygın görülen ancak az önemsenen şikayetlerdir. Bu şikayetlerin tedavi gerektirmeyen basit durumlara bağlı olması olasılığı çok yüksektir. Ancak tedavi gerektiren bir durum varsa bu ciddi bir durumdur ve derhal tedavisi gerekir.

KORNEA EĞRİLİKLERİNİN BELİRLENMESİ VE KORNEA HARİTASI
Bazı hastalar görme bozukluğu nedeniyle muayeneye gider, doktorun titiz gayretlerine rağmen verilen gözlük veya başka tedavi aracından memnun kalmaz. Normal muayene çerçevesinde korneaya ait bazı düzensizlikler ve hastalıklar tespit edilemeyebilir. Bunların başında düzensiz astigmatizma ve keratokonus gelir. Bu bozuklukların tespiti hastanın tedavi ve rehabilitasyonunda farklılık meydana getirir.

Keratometre denilen cihazla kornea eğriliğinin ölçümü ya da daha ileri bir yöntem olarak korneal topografi cihazıyla korneanın kırıcılık haritasının çıkarılması böyle durumları ortaya çıkarır. Kontakt lens kullanmak veya lazerle gözlerini tedavi ettirmek isteyenlerin de bu incelemelerden geçmesinde fayda vardır.

KORNEA KALINLIĞININ BELİRLENMESİ
Kornea kalınlığının belirlenmesi klinikte en çok lazerle gözlükten kurtulmak isteyenler açısından önem arzeder. Bunun dışında tanısal amaçlı olarak da kornea kalınlığının ölçümü yapılabilir.

Check-up'ta kornea kalınlığının ölçümü en çok göziçi basıncı yüksekliği olanlarda mana ifade eder. Göziçi basınç yüksekliği herhangi bir görme bozukluğu meydana getirmiyorsa, görme alanında bozukluk yapmıyorsa, göz sinirinde hasar meydana getirmiyorsa glokom hastalığı var dememiz zorlaşır. Bu durumdaki hastalar yakın takibe alınır ya da bazı doktorlar tedavi vermeyi uygun görürler. Glokom hastalığı olmadığı halde böyle bir tedavinin başlanması hastaya hem ekonomik külfet hem de psikolojik sıkıntı getirir. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda kornea kalınlığının fazla olduğu kişilerde göziçi basıncının yüksek ölçülebildiği vurgulanmaktadır. Kornea kalınlık ölçümü şüpheli hastalarda glokom tanısından uzaklaştırabileceği gibi önceden yanlış glokom tanısı almış kişilerin de ortaya çıkarılmasını sağlar.

GÖZ YAPILARININ ÖLÇÜMÜ
Normal cetveller kullanılarak gözün ön kısmından görülen kapaklar, kapak aralığı, kornea genişlik ve yüksekliği, iki göz arasındaki mesafe gibi ölçümler yapılabilir. Hertel ek-zoftalmometre denilen özel bir aletle gözün öne doğru çıkkınlığı ölçülebilir. Ultrason dalgalarıyla da gözün ön-arka uzunluğu, lensin kalınlığı ve ön kamara derinliği gibi ölçümler gerçekleştirilebilir.

Bu ölçümler ile göz kapaklarının normal pozisyonda olup olmadığı, kapaklarda herhangi bir düşüklük olup olmadığı, korneanın normal boyutta olup olmadığı, gözlerin ileri doğru çıkkınlığının normal olup olmadığı ve göz içine ait ölçümlerin normal olup olmadığı anlaşılabilir.

Bu kriterlerin herbirinin belli hastalıkların tanısında ve klinik uygulamalarda yeri vardır.

RENK GÖRMENİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Renk görme muayenesi İshihara denilen ve renkli noktalardan oluşan harflerin okutulduğu bir kitap ile yapılır. Daha ileri renk görme testleri olduğu gibi renk yumakları tarzında basit testler de mevcuttur.

Renk görme bozukluğu ya da renk körlüğü sık görülen bir durum olup anne-babadan çocuklarına geçiş gösterir. Bu bozukluk yönünden kız çocukları çoğunlukla taşıyıcı olarak kaldıkları için erkeklerde daha sık görülür.

Renk görme muayenesi de bazı hastalıkların tanı ve tedavisinde kullanılır. Ancak en büyük önemi ileride muvazzaf asker, pilot, güvenlik görevlisi veya polis olmak isteyenlerde belirir. Ayrıca sürücü belgesi alabilmek için de renk körlüğünün olmaması gerekir. Önceden belirlenecek renk körlüğü çocuklarımıza yön verme konusunda bize yardım olacak, beklentilerimizi ona göre ayarlayacak ve sahip olamayacağımız fırsatların kapısına vardığımızda böyle bir kusurun tespiti ile daha fazla hayal kırıklığına uğramaktan kendimizi muhafaza etmiş olacağız.

GENİŞ KAPSAMLI CHECK-UP
Geniş kapsamlı check-up denilince gözle ilgili bilgi verebilecek pekçok tetkik dahil edilebilir. Ancak bu kapsamda kısaca bahsedeceğimiz bu tetkikler gerek külfetli olması, gerekse bazı yan tesirlerinin bulunması nedeniyle doktorun lüzum görmesi halinde teklif edilir ve hasta da isterse yapılabilir.

Göz ultrasonografisi muayeneye rağmen gözün arka kısmının görülemediği veya göz küresi çevresindeki dokuların değerlendirilmesi gerektiği durumlarda kullanılır. Bazen gözün arka kısmında görülen bir kitlenin de ultrasonla değerlendirmesi yapılabilir.

Görme olayı gözle başlar ve başımızın tam arkasında bulunan beyin kısmının görüntüyü algılaması ile sona erer. Ayrıca değişik refleksler ve göz hareketleri beynimizin belli bölümlerince kontrol edilir. Bu sistemlerle ilgili gerek gördüğümüz gerekse göremediğimiz bölümlerin değerlendirilmesi açısından klasik röntgen filmleri, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme, karotid arter ultrasonografisi ve ilaçlı tetkikleri yaptırabiliriz.

Gözün sinir ve damar tabakasının hastalıklarının tanısının konulmasında koldan ilaç verilerek çektirilen fundus floresein anjiografi ve indosyanin yeşili anjiografi gibi tetkikler yaptırılabilir.

Sinir tabakası ve görme sinirinin değerlendirilmesi için çok ileri yöntemler kullanılabilir.
Görme alanı tetkiki yaptırılarak glokom ve görme yollarının hastalıkları konusunda fikir sahibi olunabilir.

Teknolojik gelişmeler hergün yeni yeni imkanlar sunmakta ve hastalıkların tanısı daha da kolaylaşmaktadır. Geri dönüşü olmayan bir yola girilmeden önce çocuklarımızı en azından 3 yaşından önce bir defa muayeneden geçirelim. Daha ileri yaşlarda da yılda bir defa check-up amaçlı göz muayenesini ihmal etmeyelim.

Yukarı Dön Göster bal-kiz's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: bal-kiz
 
gelin_cik
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 777
Gönderen: 27-Ocak-2006 Saat 11:23 | Kayıtlı IP Alıntı gelin_cik

Selam furkan ben bir sey soracaktim ilk sayfadaki anti-age yazinizi okudum benim merak ettigim ise normal bir insan kac yasinda anti-age kremlerine baslamali? birde bunlari kullanmak icin doktora danismak gerekirmi yoksa kafamiza göre gidip eczaneden almamiz uygun olurmu? simdiden tesekkurler.
Yukarı Dön Göster gelin_cik's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: gelin_cik
 
giz
Normal Üye
Normal Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 86
Gönderen: 27-Ocak-2006 Saat 11:32 | Kayıtlı IP Alıntı giz

25 January 2006

`Plan Ahead´ – ground breaking ovarian reserve test launched
25th January 2006 will see the launch of `Plan Ahead´. This ground-breaking ovarian reserve test will help women plan for the future by giving a predictive assessment of the number of eggs in their ovaries, compared to levels expected for women of the same age. Launched by Lifestyle Choices Ltd, the kit will initially be available by mail order (0114 275 5723) and costs £179. It is anticipated that Plan Ahead will be rolled out to chemists, pharmacies and private clinics later in the year.



Developed by Professor Bill Ledger, Professor of Obstetrics & Gynaecology at the University of Sheffield, Plan Ahead measures three hormone levels in the blood. The first two are the ovarian hormones, Inhibin B and AMH; and the third is FSH, a pituitary hormone. By combining these three, Lifestyle Choices has created the most accurate ovarian reserve hormone test available in the world today.

The test requires 4mls of blood, to be taken from the arm, on the second or third day of the woman´s period. From analysis of the blood sample, the number of eggs present in the ovaries is calculated using the Ovarian Reserve Index and this is plotted onto a graph to show the woman´s `actual´ position compared to the average population at that age.

The `predictive´ nature of this test means that ovarian reserve for the following two years can be forecast. Women can, therefore, make an informed decision as to whether, or how long, they can potentially delay before trying to conceive. In 2004, the average age for women in the UK having their first child was 27 years, a rise of 3.4 years since 1971. As many women defer trying for pregnancy, they run the risk of declining fertility and the inability to conceive. Surprisingly, one in 100 women will enter menopause by the age of 40. The Plan Ahead test helps identify women at risk of an early menopause several years before this occurs, giving them the chance to plan their lives accordingly. The test therefore helps women who wish to plan to have first and subsequent children at a time in their life when they are not `biologically disadvantaged´.

Plan Ahead will cost £179 and the test-kit includes a comprehensive guide; 4ml blood sample vacutainer; reference sheet for the professional taking the blood sample; sealable plastic grip bag; Royal Mail-approved plastic screw top blood sample mailing container; and pre-addressed, postage-paid padded envelope for the sample to be mailed to Lifestyle Choices´ laboratories for analysis.

Women can take their kit to get their blood test done either by their local GP or practice nurse; private clinic or doctor; via drop in centre (NHS or Private); or nation-wide at-home mobile blood testing service (full details at www.life-style-choices.com).

Once taken the blood sample is mailed to the Lifestyle Choices labs for analysis. Within 7-14 days the woman will receive a letter explaining her results, together with a Guide to Fertility booklet. A telephone helpline is also available to give advice to any woman who may have concerns following receipt of her results.

Commenting on the launch Professor Ledger states: "My hope is that Plan Ahead will help many women avoid the anguish caused by the early or unexpected arrival of declining fertility and menopause. Inhibin B and AMH hormone levels start to fall relatively early in reproductive life, with a later fall in FSH. By combining the test on all three hormones, we are able to offer women the most accurate ovarian reserve hormone test available in the world today, which will help them plan for the future by giving a predictive assessment of the number of eggs in their ovaries."

In conclusion Clare Brown, Chief Executive of Infertility Network UK said: "There is no doubt that couples are leaving having a family until later in life and the negative effect of that decision and the ability to conceive is well documented. Plan Ahead is a good method for women to check out whether their ovarian reserve is diminishing or otherwise allowing them to make a more informed decision on when to have a family. It is important to recognise though that whilst "Plan Ahead" is a valuable test, there are other factors that may cause difficulties in conceiving so it is vital that men and women make sure they are fully informed when making decisions on when to have a family."


furkancığım ingilizcesini gönderiyorum.detayları orada bulabildim.
Yukarı Dön Göster giz's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: giz
 
lordiye
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 4365
Gönderen: 27-Ocak-2006 Saat 11:54 | Kayıtlı IP Alıntı lordiye

Bal-kız canım çok teşekkür ederim ben miyopum zaten. Ama bana zararı dokunmayan bir miyop. Artması falan hepsi durdu, hatta geriliyor bile dönem dönem..

Yine de bilgiler için teşekkür ederim.. Ellerine sağlık..
Yukarı Dön Göster lordiye's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: lordiye
 
giz
Normal Üye
Normal Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 86
Gönderen: 27-Ocak-2006 Saat 13:25 | Kayıtlı IP Alıntı giz

furkancığım tedavide kullandığım ilaçlardan sonra yine ödem oluştu bende.davul gibi şiştim. yirmi gün sonra tekrar tedaviye gideceğiz. ödem için maydanoz kaynatıp içsem tedavimde zararlı olur mu. öpüyorum.
Yukarı Dön Göster giz's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: giz
 
eas
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 720
Gönderen: 27-Ocak-2006 Saat 16:58 | Kayıtlı IP Alıntı eas

Östrojen depoları

Adaçayı: Doğal östrojenler içeriyor. Ateş basması, gece terlemeleri gibi menopoz şikayetlerinde etkili.

Soya fasulyesi: Soyadan elde edilen ve doğal östrojen olan isoflavonlar, menopoz şikayetlerini hafifletiyor.

Civan perçemi: Doğal östrojen kaynağı olan bitki menopoz şikayetlerinin giderilmesinde çok yararlı.

Anason: İçinde belli oranda doğal östrojenler ve buna benzer maddeler var. Menopoz sıkıntılarının yanı sıra uyku bozuklukları, gaz kolit, hazımsızlık şikayetlerine iyi geliyor.

Maydanoz: Doğal östrojenler içeren maydanoz menopoz şikayetlerini gidermek için etkili.

Kızıldereli otu: Kızıldereli kadınlar belli bir yaşa geldikten sonra birtakım rahatsızlıklarını gidermek için bu bitkiyi kullanıyorlardı. Bu bitki Türkiye'de de bulunuyor.

Evening Primerose Oil (Çuha çiçeği yağı): Kızılderililer'den kalma bir bitki. Özellikle gece yatarken kullanılıyor. Bitkinin içinde östrojen yok. Ancak ateş basmaları, gece terlemeleri gibi şikayetlerin dışında egzamalara, kolesterole, kaşıntılara, adet sancılarına karşı etkili.
Yukarı Dön Göster eas's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: eas
 
neslinaz
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 507
Gönderen: 27-Ocak-2006 Saat 17:40 | Kayıtlı IP Alıntı neslinaz

furkan ben o dediğim yerden birşeyler buldum ama
nasıl kullanacağıma karar veremedim bir türlü.bu cumartesi günü ultrasona gireceğim dozu değiştirmek için.
şimdi kullansam bunları faydalı olurmu?
wheatgrass,l'carnitine ,L'arginine,Whey protein ve B12
Kısaca neden aşılamaya başladığımızı anlatayım.Endolarımdan dolayı ameliyat oldum 2 defa şimdi hormon testlerim ve hsg normal çıktı.Salı günü gonal-f başladım 150 akşamları göbekten oluyorum.Eşimde sperm sorunu yoktu şimdi ne durumda bilmiyorum.Yardımcı olursan sevinirim.
Yukarı Dön Göster neslinaz's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: neslinaz
 
denizsayin61
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 213
Gönderen: 28-Ocak-2006 Saat 00:12 | Kayıtlı IP Alıntı denizsayin61

cesaret edebilirsem yaza başlayacağım sağol canım
Yukarı Dön Göster denizsayin61's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: denizsayin61
 
merve_c
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 1327
Gönderen: 31-Ocak-2006 Saat 00:59 | Kayıtlı IP Alıntı merve_c

eeee arkadaslar nerdesiniz bizim grup gelin yaaaa walla sIKILIYORUM ne var sanki.ama lütfen erken menepozlular gelsin kimede kirilip üzülmesin.bazilarinin yüzünden kimseler gelmiyor.burasi onlar icin bence alakasiz yer.furkan ,gülom,raina,molbiyen,deut ,bihter ve sayamadiklarim gelin yaa sizsiz sitenin tadi yok
Yukarı Dön Göster merve_c's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: merve_c
 
bihter71
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 3107
Gönderen: 31-Ocak-2006 Saat 01:11 | Kayıtlı IP Alıntı bihter71



Düzenleyen bihter71 07-Şubat-2006 Saat 17:20
Yukarı Dön Göster bihter71's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: bihter71
 
merve_c
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 1327
Gönderen: 01-Şubat-2006 Saat 12:48 | Kayıtlı IP Alıntı merve_c

off offfffffffffff ben cocuk istiyorummmmmmm
Yukarı Dön Göster merve_c's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: merve_c
 
akipekli
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 301
Gönderen: 01-Şubat-2006 Saat 19:46 | Kayıtlı IP Alıntı akipekli

MERVE_C
KARDEŞİM 6 OCAKTA DOĞURDU. O DA YANA YANA ÇOCUK İSTİYORDU. (GERÇİ O BENİM KISIRLIĞIMI GÖRÜNCE KORKUDAN TETİKLENMİŞTİ BİRAZDA)
KARDEŞİM SISKANIN TEKİ ,BEBEĞİDE 2.750 Kg.DOĞDU.
AMA MİNİK ŞEY VIY VIY VIY NE GECE NE GÜNDÜZ SUSMUYORMUŞ. SÜREKLİ AĞLIYORMUŞ. ANNEM VE KARDEŞİM NÖBETLEŞE UYUYORLARMIŞ. BUNLARA DAYANABİLECEKMİSİN?

EVET DEDEİĞİNİ DUDUM SANKİ
EĞER EVETSE CEVABIN

Düzenleyen akipekli 01-Şubat-2006 Saat 19:49
Yukarı Dön Göster akipekli's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: akipekli
 
bihter71
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 3107
Gönderen: 01-Şubat-2006 Saat 23:48 | Kayıtlı IP Alıntı bihter71



Düzenleyen bihter71 07-Şubat-2006 Saat 17:20
Yukarı Dön Göster bihter71's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: bihter71
 
merve_c
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 1327
Gönderen: 02-Şubat-2006 Saat 00:05 | Kayıtlı IP Alıntı merve_c

akipek canim bebegim saglikli olsunda hayirli bi evlat olsunda tek cekiyim.evde bos bos oturana kadar bebegmi büyütürüm.
bihtercigim beni bu aralar sorma doktor randevum yaklasti depresyon yine basladi.canim sende o doktorlara bakma seninde olucak insallah.zaten ilerlemeler var hormonlarinda.
Yukarı Dön Göster merve_c's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: merve_c
 
merve_c
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 1327
Gönderen: 07-Şubat-2006 Saat 19:54 | Kayıtlı IP Alıntı merve_c

eee nerdesiniz arkadaslarrr yaaaaaaa bi ses verin bari burdayim diye
Yukarı Dön Göster merve_c's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: merve_c
 
furkanecz
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 1589
Gönderen: 07-Şubat-2006 Saat 19:57 | Kayıtlı IP Alıntı furkanecz

ben burdayım mervecim.sen iyimisin?
Yukarı Dön Göster furkanecz's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: furkanecz
 
furkanecz
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 1589
Gönderen: 07-Şubat-2006 Saat 20:04 | Kayıtlı IP Alıntı furkanecz

Kadınlarda Yumurtalık Rezervi...

Üremeye Yardımcı Tedavi Teknikleri'ni izleyen,uygulamayı planlayan ya da uygulamalarını bir dönemdir sürdüren çiftlerin en çok ilgilendikleri konulardan bir tanesi de "Yumurtalık Rezervi-Tanımlaması ve Ölçümü"dür.

İnsan bedeninin tüm değerlerinde olduğu gibi bir kadının Yumurtalık Rezervi de tek bir kritere dayanarak tanımlanamaz ve tek bir rakamla, tek bir oranla ölçülemez. Mutlaka bütün diğer tetkiklerde olduğu gibi alt ve üst sınırları olan bazı laboratuvar sonuçları ya da ultrasonografi verileri belirtilir. Üstelik, tam olarak hangi tetkikin bir kadının Yumurtalık Rezervi'ni tek başına tanımlamaya yeteceği sorusuna da yanıt vermek olanaksızdır. Birçok uzman dünyanın çeşitli merkezlerinde bu konu ile ilgili araştırmalarının sonuçlarını yayınlamaktadırlar ve her an yeni bilgiler ilgililere ulaşmaktadır. Bu araştırma sonuçlarının ışığında, sonuçları daha güvenilir, yoruma daha az açık, uygulaması daha kolay, hastaya maliyeti daha az tetkiklere doğru gidilmektedir.

Bu konuda yaptırdıkları tetkiklerden iyi sonuçlar alan çift, hekiminin çizdiği yolda ilerlemeyi sürdürürken kötü sonuçlar alan çift bozulmuş moral ve azalmış umutla öfke, inkar ya da depresyon belirtileri gösterebilir. Tüm bu duygusal dalgalanmaları doğal karşılamak gerekir. Hekimin en önemli görevi kendisine başvuran infertil çiftin gebeliğe ulaşmasını sağlamak değil, sağlığına zarar vermemektir. Bu noktada, kabulü zor dahi olsa gerçekleri tüm açıklığı ile anlatmak, alınması gereken önlemleri, izlenmesi gereken tedavileri, çocuk sahibi olma yolunda var olan başka seçenekleri bildirmek hekimin görevleri arasındadır.

Yumurtalık Rezervi Nedir?
Bir kadının yaşı arttıkça, yumurta mevcudu ters orantılı olarak azalır. Yumurtalıkların bir şekilde yaşlandıklarını bilsek de kendilerinden beklenen görünüm ve işlevleri sergileyemedikleri zamanlar da bulunur. Bu nedenle, hangi yaşta olursa olsun bir infertilite olgusunda ilk yapılacak araştırma yumurtalık rezervinin saptanmasıdır. "Yumurtalık Rezervi" deyimi, bir kadının, inceleme anındaki yumurta mevcudunu ve bu değerin yakından bağlı olduğu üreme potansiyelini kapsar.

Yumurtalık Rezervi'nin Değerlendirilmesi
Bir çiftin üreme potansiyelinin en önemli göstergesi olarak kadının yaşı kabul edildiğinden, sıklıkla yaş, tedavi protokolünün seçiminde en öncelikli rolü oynar. Ancak kronolojik yaş her şeyi açıklayamayacağından araştırmacılar bir çiftin infertilite tedavisine yanıtının ne olabileceğine dair daha ayrıntılı veriler sunabilecek yöntemler geliştirmişlerdir.
Üreme potansiyelinin belirlenmesinde en gelişmiş ölçümlerden biri kanda FSH,LH, estradiol (ve hatta son yıllarda kullanımı artan) inhibin-B değerlerinin saptanmasıdır.

Bir çift tüm taramalardan geçemeyeceğinden o çiftin koşullarına en uygun ve o çiftin sorununun tanımlanmasında en öncelikli yöntem(ler)in seçimi izleyen hekimin deneyim ve bilgi birikimine bağlıdır. Herhangi bir infertilite tedavisine başlamadan önce, bu tanıya sahip çiftlerin, azalan yumurtalık rezervi açısından değerlendirilmesi gerekir.

Yumurta Mevcudunun Sınırları
Bir kadının yumurtaları daha doğmadan önce azalmaya başlar, yirmi haftalık ceninde yaklaşık 7 milyon yumurta varken doğumda bu sayı yaklaşık 200 000'e kadar iner. Bu azalma menopoza kadar sürer.
Ne mutlu ki bir kadın yaşamı boyunca kullanacağından çok fazla yumurtaya sahiptir ve geçireceği adet dönemlerinin sayısının çok üzerinde bir yumurta sayısı ile doğar. Bu nedenle, infertilite tedavisi sırasında, yumurtalıklarda fazla sayıda yumurta olgunlaştırma esasına dayanan protokolleri uygulamak zorunda kalan kadınlarla hiçbir müdahale geçirmemiş olanların erken menopoz riski aynıdır.

Yumurtalık Rezervi ile Anne Aday Adayının Yaşı Arasındaki Ilişki
Yumurtalıkların etkin dönemlerinin sonlarında, yaşlı ve düşük nitelikli yumurtaların eşlik ettiği adet dönemleri başlar. Genelde yumurtalık yaşı kronolojik yaşla koşuttur. Ancak böyle olmadığı durumlarla da karşılaşılabilineceğinden, özellikle de 35 yaş üzeri olgularda, klinikteki uzmanların Yumurtalık Rezervi'ni tanımlaması şarttır.
İnsanlık tarihinin ilk kayıtlarından beri, ileri yaşlardaki kadınların gebelik ve doğum yaşama şanslarının az olduğuna dair bulgular vardır. Sonraları, yaşlı kadınlarda azalan gebelik ve doğum şansı ile ilgili pek çok araştırma yapılmış ve veri toplanmıştır.

Aşılama=IUI ile ilgili bir araştırmada en zayıf yanıtın 36 yaş ve üzeri kadınlarda alındığı belirlenmiştir. Klasik Tüpbebek=IVF üzerine bir incelemede, 37 yaş ve üzeri kadınlarda "Devam Eden Gebelik" oranı %9 iken 30 yaşından daha genç kadınlar arasındaki oran %26 bulunmuştur.

Kırk yaşın üzerindeki kadınlarda, 32 yaş ve altındakilere göre, çok daha az sayıda yumurta, hCG injeksiyonunun yapıldığı gün düşük estadiol düzeyi ve düşük embriyo yuvalanma oranı saptanmıştır. Gebelik oluştuğunda da düşükler, kromozom anomalileri daha sık görülmektedir.

Yumurtalık Rezervi'nin Saptanması Amacıyla Kullanılan Testler

FSH,LH Ölçümü

Adetin 3. günü kanda ölçülen FSH değerine "Bazal FSH" denir.(Kısaca D3 FSH olarak ifade edilecektir).

Kadın yaşlandıkça, koşut olarak, yaşlanan yumurtalığı uyarmak amacıyla FSH düzeyinde artış olur. Otuzlu yaşlardan itibaren, düzenli adet dönemi yaşamalarına ve normal yumurtlamalarının da olmasına rağmen kadınlarda FSH düzeylerinde artış başlar. Ilk artışlar "Erken Foliküler Faz"da olur. Bununla birlikte, bu veriler FSH düzeylerindeki yükselme ile yumurtalık rezervi arasındaki bağı tanımlamaya yetmez. Bu araştırmalarda belgelenen durum, FSH düzeylerinde artış olduğu aşamada yumurtalık rezervinde azalma halinin de sıklaştığıdır.

Bazal FSH değerinin adet dönemleri arasında dramatik olarak farklılıklar gösterebileceği otuz yıldır bilinmektedir. Bu dalgalanmalar sırasında elde edilebilecek anormal değerlerin sayısındaki artış ile yumurtalık rezervinde azalma olasılığı arasında olumlu anlamda bağlantı vardır.

Tüm Yumurtalık Rezervi değerlendirmelerini bir tek kan testi üzerine yoğunlaştırmak ta doğru değildir. FSH'ın hangi değerlerinin bu açıdan anlamlı olabileceğine dair araştırmalar yapılmıştır. Bir IVF merkezinde yapılmış araştırmada, D3 FSH<15 mIU/ml olan kadınların D3 FSH değerleri 15-24.9 arasında yer alanlara göre iki kez daha fazla gebelik şansına sahip olduğu saptanmıştır. Bir başka araştırmanın sonucuna göre ise D3 FSH 20 UI/L yi geçtiğinde gebelik şansının hızla azaldığı görülmüştür. Adetin 2. ila 5. günleri arasında FSH düzeylerinde dalgalanmalar olabilir; bu gibi durumlar, izleyen adet dönemlerinde olgunlaşacak yumurtaların niteliklerinde farklılıklar olacağının habercisidir. Bu tür olguların Yumurtalık Rezervi konusunda bilgi sahibi olmak zordur.

Bir kez yapılmış FSH ölçümü Yumurtalık Rezervi hakkında karar vermek için yeterli olamaz.Bazı çalışmalar, düşük veya yüksek FSH değerlerinin karışık bir düzende izlenebildiği kişilerde gebelik oranının düşük olduğunu öne sürmüştür. Ön taramalarda FSH düzeyinin daha önceki dönemde yapılmış tetkiklere göre düşük olduğu, birkaç anormal değerden sonra normale döndüğü 40 yaşın altındaki hanımlarda, gebelik oranının %35 civarında seyrettiği de bildirilen sonuçlar arasındadır.
LH değerlerinin ölçümü ve yükselmelerinin izlenmesi de Yumurtalık Rezervi hakkında bilgi verir ancak FSH kadar önemli değildir; FSH daha erken dönemlerde ve daha dramatik bir yükselme ile rezervin azalması konusunda bilgi verir. Bazı araştırmacılar da FSH/LH oranındaki artışı izler ve tek başına FSH yükselmesinin ön belirtisi olduğunu belirtirler.

Estradiol (E2) Ölçümü

Önceleri Yumurtalık Rezervi'nin değerlendirilmesinde D3 estradiol düzeylerinin daha önemli olduğu düşünülmüş fakat ilerleyen araştırmalar sonucunda FSH ve LH değerleri kadar güçlü bir bulgu olmadığı anlaşılmıştır.

Bir araştırmada, D3 FSH <20IU/L olsa bile E2 >75 pg/ml olduğunda hiç gebelik elde edilemediği görülmüştür. Yaşları 38-42 arasındaki kadınlar arasında yapılan bir başka çalışmada, D3 E2<80 pg/ml ve FSH değerleri normal olanlarda daha iyi sonuçlar elde edildiği saptanmıştır. Bu araştırmalara göre, tek başlarına değil birlikte FSH ve E2 düzeylerini değerlendirmek daha anlamlı bilgi vermektedir.

Progesteron (P) Ölçümü

Yumurtalık Rezervi'nin azalması, adetin ilk yarısını kaplayan Folliküler Faz'ın kısalması, LH pikinin erken olması ve P düzeyinin erken yükselmesi ile kendini gösterir.

Günlük E2 ve P ölçümlerinin birbirlerine belirgin katkıda bulunmadığı ve yaş ile gelişen olaylarda E2 ve P arasında fark bulunmadığı anlaşılmıştır.

P ölçümü, CCCT=clomiphene citrate challenge test için önemli bir değerlendirme aracıdır; D10 P>1.1ng/ml bulunduğunda, Folliküler Faz'ın kısaldığı, Yumurtalık Rezervi'nin azaldığı ve gebeliğe ulaşıp tamamlama yetisinde ciddi kayıp olduğu düşünülür.

Inhibin-B Ölçümü

Yumurtalıklarda, granüloza hücrelerinde yapılan, doğruca kana salınıp hipofize ulaşan ve FSH yapımını ve salınımını bloke eden bir hormon benzeri madde olan inhibin-B'nin postmenopozal kadınlarda bulunması normal değildir.

Bir merkezde, D3 Inhibin-B <45 pg/ml olan kadınlarda, D3 Inhibin-B>45 pg/ml ve üzeri olanlara göre infertilite tedavisine yanıtın zayıf, tedaviyi iptal olasılığının yüksek, toplanan yumurta sayısının daha az ve gebelik oranının düşük olduğu anlaşılmıştır.

Ancak bu testin diğer rutin klinik testlere katılmasından önce,normal sınırlarının ve ortalamalarının iyi belirlenmiş olması gerekmektedir ki bu da daha fazla araştırma ve veri birikimine gereksinim duyulduğu anlamına gelir.
Transvajinal Ultrasonografi

Yumurtalıkları uyaran tedavi sırasında, ultrasonografide daha az sayıda ve daha niteliksiz follikül varlığının belirlenmesinin azalmış Yumurtalı Rezervi anlamına geldiği görüşü yaygındır.

Yumurtalık hacminin ölçümü de ilk dönemlerden beri kullanılan bir inceleme yöntemi olmuştur. Yaşlanma ile birlikte, doğum yapmış olsun ya da olmasın kadının yumurtalıklarının hacmi azalır. Yumurtalık hacmi ne kadar küçülmüşse yumurtalıkları uyarmak için o kadar fazla miktarda ilaç gerekir. Yumurtalık hacminin değerlendirilmesi olası bir "Yumurtalıkların Aşırı Uyarılması" tablosunun da ön bilgilerini verebilir. Tedavinin başlangıcındaki yumurtalık hacmi, tedavi öncesindeki dönemdeki follikül sayısına, tedavi sırasında oluşan follikül sayısından daha yakın anlam ifade eder.

Tüm bu araştırma sonuçlarına rağmen yumurtalık boyutu ya da follikül sayısının Yumurtalık Rezervi'nin en iyi ölçütleri olduğu söylenemez.

Clomiphene Citrate Challenge Test=CCCT

Klomifen adlı ilacın kullanımı ile yumurtalıkların uyarılıp yumurta olgunlaştırarak yanıt vermesi esasına dayanan bir testtir. Teoride, CCCT,bir kez yapılan FSH ve/veya E2 ölçümü ile anlaşılamayan azalmış Yumurtalık Rezervi'ni tanımlamak üzere geliştirilmiştir. Bu testte,uygun Yumurtalık Rezervi'nin sağlıklı, gelişmekte olan uygun sayıda follikül ile birlikte olduğu varsayılır. Bu sağlıklı folliküller,yeterince Inhibin ve E2 salgılayıp FSH'ı baskılayabilirler. Klomifen, hipotalamustaki estrojen alıcılarını=reseptörlerini kapatıp, hipotalamusun o kişinin yeterli estrojeni yokmuş gibi düşünmesini sağlar. Böylece, hipotalamus, hipofizin daha fazla FSH ve LH üretebilmesi için daha çok çalışır.

D3 FSH düzeyi ölçüldükten sonra adetin 5.-9. günleri arasında 100 mg./gün klomifen kullanılıp D10 FSH değerine bakılır.Bu son değerin yüksek oluşu Yumurtalık Rezervi'nin azaldığını gösterir.

Tek başına D3 FSH ölçümünden daha anlamlı sonuç verdiği öngörülmektedir.

CCCT, aşağıda özetlenen benzerlerine göre daha eski tarihli ve daha çok kullanım alanı bulmuş,klinik uygulamalara da daha çok katılıp yön vermiş bir testtir.
Gonadotropin-releasing Hormone Agonist Stimulation Test=GAST

Gonadotropin-releasing hormone agonisti,önce E2 yi yükeltir ve daha sonra da FSH ve LH'ı düşürür.

D2 de 1 mg. leuprolide acetate verildikten 24 saat sonra E2 değişikliklerine bakılır.Bu değişiklik güçlü bir yükseliş şeklindeyse bu kişinin yüksek gebelik oranına sahip olduğu yorumu yapılır.

Yaş ve D3 FSH değerine göre yumurtalık apasitesini daha iyi tanımlayan bir testtir.

Uygulamanın,muhtelif injeksiyonlar nedeni ile pratik olmayışı ve kullanılan ilaç ve kan tahlilleri nedeni ile pahalı oluşu klinikteki kullanım sıklığının düşük olmasına yol açmıştır.

Exogenous FSH Ovarian Reserve Test=EFFORT

Gonadotropin ile uyarının 1. gününde, bazal ve uyarılmış (yani 0.3 mg. buserelin acetate adlı GnRHa'nun kulanımından iki saat sonraki) FSH düzeyleri ölçülür.

Pratikte uygulama alanı pek bulamamış olmakla birlikte ileride planlanacak çeşitli araştırmaların ışığında klinik takiplerde de yer alabilecektir.

Tıbbi Kayıtların Önemi
Klinikte sıkça başımıza gelen durumlardan biri de karşımızdaki olgunun daha önceleri yaptırmış olduğu Yumurtlama Uyarıları'nın takip kayıtlarını inceleyememektir. Böylesi bir kayıt yukarıdaki testlerin sonucunda elde edebileceklerimizden çok fazlasını bize sunabilir. Elbette eski kayıtlarda yer alan veriler ile aynı sonuçların beklentisine girmek yanlış olacaktır ama aynı kişiye ait gelişimi izlemek bir klinisyen için çok faydalıdır.

Özetle
Yumurtalıkların biyolojik yaşını ve/veya işlevsel yeterliliğini tanımlayacak pek çok yöntem öne sürülmüştür.
Yumurtalık Rezervi zamanla değişen özelliktedir; bir araştırmada olumsuz çıkan değerlerin bir kaç ay sonra normal sınırlar arasında çıkması nadir rastlanan bir durum değildir. Özellikle de enfeksiyon, otoimmünite (bedenin kendi doku ve/veya hücre/hücre gruplarını antijen kabul edip antikor oluşturarak yok etme çabası)gibi durumlarda "düşük Yumurtalık Rezervi" yorumuna yol açacak sonuçlar elde edilebilmekte ve öncelikle genç kadınlarda olmak üzere tedavi olduktan sonra test değerleri de düzelmektedir.

Yazının başında da belirttiğim gibi Yumurtalık Rezervi ile ilgili olumsuz sonuçlar hasta-hekim arasındaki doğrudan ve açık sözlü iletişimi etkilememelidir. Zaman her şeyden değerlidir; hasta oyalanmadan konunun uzmanına ulaşabilmelidir

Uz. Dr. Evren Altınel
Yukarı Dön Göster furkanecz's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: furkanecz
 
furkanecz
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 1589
Gönderen: 07-Şubat-2006 Saat 20:20 | Kayıtlı IP Alıntı furkanecz

VAJİNİSMUS

Cinsel birleşme sırasında kadında vajen kaslarının istemsiz kasılarak cinsel birleşme olanağına kendini kapatması durumudur.Kasların kasılmasının önüne geçilememektedir.

Vajinismusun nedenlerinde çocukluk çağından kalma korkuların,suçluluk,ayıp,günah duygularının yeri büyüktür.Korkular en çok ,kadının simgesel olarak zihninde aşırı büyüttüğü bir penis yüzünden çok acı çekme ,parçalanma korkularıdır.Ayrıca gebe kalma korkuları da önemlidir.
Bunların yanında;
-Eksik yada yanlış cinsel bilgi
-Erken travmatik yaşantılar
-Eşler arasındaki iletişim biçimi
-Cinsel iletişim sorunları
-Performans kaygısı
-Kızlık zarını yitirme korkusu
-Otoriter baba
-Baba kız ilişkisindeki güçlükler
-Cinselliği aşağılayan aile
olabilmektedir.Kişiler bu sorunla başa çıkabilmek için kendince çözüm yolları bulurlar.Bunlar arasında çok sık cinsel ilşkide bulunmaya çalışma yada cinsel ilişkiden kaçınma davranışları olabilmektedir.
Tabi ki bu durum sorunu daha da karmaşıklaştırır ve içinden çıkılamaz bir kısır döngü oluşur.Sonuçta evliliklerin bitmesi bile söz konusu olabilir.

Cinsel uyum yalnızca cinsel organların birleşmesi demek değildir.Aslında cinsel uyum,genel uyumun bir parçasıdır ve bir çok karmaşık ruhsal olayları içerir.Eğer eşlerin genel uyumları ile ilgili sorunları varsa tabi ki bu durum cinsel uyumlarını da etkiler.

Bu sebeple vajinismus tedavisinde öncelikle bu sorunları keşfedip,farkına varmak gerekir.Bazı vakalarda sadece bu sorunları keşfetmek ve terapisini yapmak vajinismus sorununu tamamen çözmektedir.
Bu sebeple cinsel uyumun içinde sevme,sevilme,bağlılık,dokunma,okşanma,konuşma,söyleşi,payla şma,özleme vb.gibi bir çok duygu ve gereksinimler yer alır.

Vajinismus tedavisinde bilişsel davranışçı terapilerin yanında hipnoz tekniği kullanılır.Buradaki amaç,kişinin korkularının ve kaygılarının ilk önce düşüncede aşılmasını sağlamaktır.Çünkü,vajinismusun temelinde olumsuz cinsel düşünceler vardır.Bunların keşfinde ve tedavisinde hipnoz kullanılır.Kişi bu sayade kendini,cinsellikle ilgili düşüncelerini farkeder,onun yerine olumlu cinsel düşünceleri oluşturur.

Bununla birlikte kişi rahatlama egzersizlerini öğrenir ve kasılmalarını kontrol edebilir hale gelir.
Tabiki tüm bunların olabilmesi için kişinin inançlı olması ve iyileşmeyi gerçekten istemesi gerekir.




Yukarı Dön Göster furkanecz's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: furkanecz
 
furkanecz
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 1589
Gönderen: 07-Şubat-2006 Saat 20:47 | Kayıtlı IP Alıntı furkanecz

İmmünolojik Nedenler (Bağışıklık Sistemine Bağlı Nedenler)

Son yıllarda immünoloji (bağışıklık bilimi) alanındaki gelişmelerle birlikte yapılan araştırmalar, nedeni izah edilemeyen düşüklerin % 80'inin bağışıklık sistemindeki bozukluklara bağlı olabileceğini ve bunların birçoğunun yeni tedavi yöntemleri ile önlenebileceğini gösteriyor.

Bağışıklık sistemi, insan vücudunun hastalıklara karşı savunma mekanizmasını oluşturan karmaşık bir sistemdir- Bağışıklık sistemi proteinleri tanıdık veya yabancı olarak gruplayarak, yabancı olarak grupladığı proteinlere karşı savaş açar- Hücrelerin tanıdık veya yabancı olarak algılanması, hücre yüzeyinde bulunan antijen olarak adlandırılan proteinler sayesinde gerçekleşir- Bu antijenlere karşı vücuttaki lökositler (beyaz küreler) antikor adı verilen kompleks bileşikler üretir- Bağışıklık sistemin çalışmasının en güzel ve en basit örneği mikroplar vücudumuza girdiğinde onlara karşı antikorların oluşması ve mikropları öldürebilmek için bunlara karşı bir dizi reaksiyon başlatmasıdır- İleride aynı mikroplarla tekrar karşılaşıldığında bu antikorlar yeniden hastalanmamızı önler.

Gebelik kayıplarına, infertiliteye ve tüp bebek uygulamalarında başarısızlığa yol açan 5 değişik immün problem kategorisi vardır.

1- Kategori İmmün Problemler

Birinci kategorideki problemler hafiftir, fakat tedavi edilmediğinde daha ağır problemlerin ortaya çıkmasına neden olur.

HLA Antijenlerinin Fonksiyonları;

İnsan vücudundaki hücrelerin yüzeyinde HLA (İnsan Lökosit Antijeni) olarak adlandırılan proteinler vardır- Bu proteinler anten gibi çalışarak bakterileri, virüsleri ve kanser hücrelerini algılar ve immün sistemi bunlara karşı antikorlar üretmek üzere uyarır- Gebelik, baba ve plasentaya (bebeğin eşine) ait HLA antijenlerinden dolayı yabancı olarak algılanır- Anne adayı Blokan Antikorlar olarak adlandırılan antikorlar sayesinde immün reaksiyon başlamasını engeller- Baba adayının HLA antijenleri anne adayınınkine çok benzediğinde blokan antikorlar üretilmez- Blokan antikorların üretilmediği gebeliklerde bebek yabancı madde gibi algılanır, bebeğe karşı gelişen immün yanıt sonucu gebelik kaybedilir- Blokan antikorların gelişmemesi 2,3,4 veya 5- kategorideki immün mekanizmaları da uyarır.

Plasenta üzerinde babadan gelen HLA-G antijenlerinin içerdiği G molekülü anne adayının babasından gelen G molekülüne çok benzediğinde blokan antikorlar oluşturulamaz ve bu problem daha ileri kategorideki immün yanıtı uyarır.
     - Yeterli miktarda blokan antikor oluşmaz.
- Plasenta kamufle edilemez.
- Plasental hücreler gelişmez.
- Plasental hücreler ölür.
- Daha ileri kategorilerdeki immün mekanizmalar aktive olur.
Tedavi:

Paternal Lenfosit İmmünizasyonu

2- Kategori İmmün Problemler

Antifosfolipid Antikorlar

Tekrarlayan düşükler, gebelikle sonuçlanmayan IVF (Tüp bebek) uygulamaları, endometriozis hastalığı ve doku hasarına neden olan tüm problemler fosfolipidlere karşı antikorların gelişmesine yol açar- Fosfolipidler hücre zarındaki önemli moleküllerdir- Bu moleküllere karşı gelişen antikorlar hücre fonksiyonlarını bozarak iltihaplanma ve pıhtılaşmaya neden olur- Tekrarlayan gebelik kayıpları olan kadınların %22’sinde antifosfolipid antikorları tespit edilmiştir- Antifosfolipid antikorlarının oluşma ihtimali her gebelik kaybı ile %15 artar.

Kardiyolipin, Ethanolamin, Gliserol, İnositol, Fosfatidik Asit ve Serin en önemli 6 değişik fosfolipid molekülüdür- Hücre ölümü veya hasarı bu moleküllerin hepsine veya birine karşı antikor gelişimine neden olur- Ig M, IgG ve IgA tipinde antikorlar oluşur- Serin ve Ethanolamin molekülleri implantasyon (embryonun anne adayının rahmine tutunması) sırasında plasentanın rahme tutunmasını sağlayan yapışkan görevi yapar- Bu fosfolipidler sitotrofoblastların (plasentanın rahme tutunmasını sağlayan hücrelerin) bebeğin beslenmesini sağlayan ve sinsityotrofoblast olarak adlandırılan hücrelere dönüşmesine yardımcı olur.

Fosfolipidlere karşı oluşan antikorlar plasentanın rahme tutunmasını ve sinsityotrofoblastlara dönüşmesini engeller- Erken gebelik kayıplarının en önemli nedenlerinden biri antifosfolipid antikorlardır.

Tedavi:

- Gebelik elde edilmesi planlanan adet siklusunun 1.günü, günde 80 mg aspirin kullanılmaya başlanır ve gebeliğin sonuna dek devam edilir.

- Günde 5000 ünite Heparin kullanımına gebelik elde edilmesi planlanan adet siklusunun 6- günü başlanır ve gebeliğin 10- haftasına kadar devam edilir.

3- Kategori İmmün Problemler

Tekrarlayan düşük yapan kadınların %22’sinde, infertilite ve tüp bebek tedavilerinde ısrarla gebelik elde edilemeyen kadınların %50’sinde 3.kategori immün problemler görülür- Bu kadınlarda DNA ve DNA yıkım ürünlerine karşı antikorlar oluşur- Bu antikorlar dsDNA (çift iplikli DNA), ssDNA (tek iplikli DNA) ve DNA’yı meydana getiren polinükleotid ve histon gibi daha küçük moleküllere karşı oluşabilir- Bu anne adaylarında;
     - ANA (antinükleer antikor) tespit edilir.
- DNA’ya karşı oluşan otoantikor plasenta etrafında iltihabi reaksiyon oluşmasına neden olur.
DNA, histon ve polinükleotidlere karşı oluşmuş antikorların belirlenebilmesi için kanda yapılan 27 değişik test vardır- ANA testi hassasiyeti daha az olan bir testtir- Titre verilen bu testte 1:40 ve üzerindeki değerler pozitif olarak kabul edilir- Bazı kadınlarda bu değer 1:2500’e kadar yükselebilir- Bu antikorlar SLE (Sistemik Lupus Hastalığı), Romatoid Artrit (romatizma), Chronn hastalığı (bağırsakları etkileyen immün kökenli hastalık) ve diğer bazı otoimmün hastalıklarda da tespit edilebilir- Bu hastalıklarda değer daha yüksektir, düşük yapan ve gebelik elde edilemeyen kadınlarda antikor değeri daha düşüktür- Bu antikorlar implantasyon sırasında embryo etrafında, implantasyondan sonra da plasenta etrafında inflamasyona (iltihabi reaksiyona) neden olur- Etkilenen bölgede kızarıklık, sıcaklık ve şişlik oluşur.

Tedavi:

- Paternal Lenfosit İmmünizasyonu

- Gebelik elde edilmesi planlanan adet siklusunun ilk günü steroid olan prednizon başlanır ve gebeliğin 10- haftasına kadar devam edilir- Belli bir protokole uyarak prednizon dozu yavaş yavaş azaltılarak kesilmelidir.

4- Kategori İmmün Problemler

Sperm Antijenlerine karşı oluşan Otoimmün yanıt

Kısırlık, implantasyon başarısızlığı ve tekrarlayan düşük öyküsü olan kadınların %10’unda sperme karşı antikorlar oluşur- Sperme karşı oluşan antikorlar, serin ve etanolaminlere karşı oluşmuş antifosfolipid antikorları ile ilişkilidir- Önceden gebe kalabilen kadınlarda da bu antikorlar oluşarak sekonder infertiliteye yol açabilir- Antisperm antikorlarının varlığından şüphelenilen durumlar;
     - serin ve etanolaminlere karşı oluşmuş antifosfolipid antikorları varlığı
- postkoital test sonuçları normal olmayan kadınlar (Cinsel ilişkiden 6-12 saat sonra rahim ağzındaki mukustan alınan örnek mikroskop ile incelenerek örnekteki sperm sayısı ve spermlerin canlılığı belirlenir)
- eşlerinde antisperm antikoru olan kadınlar
Antisperm antikorları kanda yapılan test ile belirlenir, bu antikorların belirlenebilmesi için en güvenilir yöntemler immünobead testi ve antisperm antikorlarının flow sitometri ile belirlenmesidir.

Tedavi:

- Paternal Lenfosit İmmünizasyonu

- Gebelik öncesi dönemden itibaren aspirin, heparin ve prednizon kullanılması

Bazı çiftler bu tedaviden sonra kendi kendine gebe kalabilirken bazıları aşılama ve tüp bebek gibi yardımcı üreme teknikleri ile çocuk sahibi olabilir.

5- Kategori İmmün Problemler

İmmün sistemi (bağışıklık sistemini) 30 değişik tip lenfosit meydana getirir- Kişinin sağlıklı olabilmesi için değişik tipteki beyaz kan hücrelerinin denge içinde çalışması gerekir- Lenfositlerden 2 tipi infertilite, implantasyon başarısızlığı ve düşüklere neden olur- Bütün kadınlarda bulunan bu 2 lenfosit tipi bazı kadınlarda fazla sayıda bulunur ve üreme sağlığını olumsuz etkiler.

CD56+ Naturel Killer Hücrelerin (Katil Hücrelerin) Yol Açtığı Problemler

- Naturel Killer Hücreler olarak adlandırılan katil hücrelerin sayısı arttığında infertilite ve gebelik kayıpları görülür.

- Naturel killer testlerinde sitotoksisite (hücreye verilen zarar) artar, sitotoksisitenin artması embryoya zarar verir.

Bu hücreler normalde sadece kanda bulunurken kadınların %2’sinde rahimde de bulunur- Bu hücreler adet siklusunun 26- gününde alınan endometrial biyopsi ile belirlenir.

Katil hücreler sitokin adı verilen maddeleri üretir- Sitokinlerden en önemlisi Tümör Nekroz Faktör Alfa ’dır-

CD56+ Naturel Killer (Katil) Hücreler Yol Açtığı Problemlerin Sonuçları

- İmplantasyonu (embronun rahme tutunmasını) önler
- Plasental hücrelere zarar vererek desidua tabakasında harabiyete ve düşüğe yol açar
- Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde bebeğin kalp atışlarının yavaşlamasına, gebelik kesesinin normalden küçük olmasına ve amniyotik sıvının (bebeğin içinde yüzdüğü sıvının) normalden az olmasına neden olur.

- Plasenta çevresinde kanamalara neden olarak anne adayında lekelenme ve vajinal kanamaya yol açar.

- Bazı kadınlarda gelişmekte olan yumurtaları etkileyerek yumurtaların DNA’sına zarar verir, embryoda fragmantasyon, hücre bölünmesinde yavaşlama ve embryo kalitesinde bozulmaya neden olur.

Tedavi:

- Paternal Lenfosit İmmünizasyonu; Tedaviye gebelik öncesinde başlanır.

- İntravenöz İmmünglobulin G (IVIG) tedavisi; Gebelik planlanan adet siklusunun 6- günü IVIG verilir, IVF uygulamalarında transferden 2 gün önce, gebelik tespit edildiğinde ve sonrasında gebeliğin 10- haftasına dek 3 haftada bir uygulanır.

CD19+ 5+ Naturel Killer Hücrelerin Yol Açtığı Problemler

- CD19+ 5+ Naturel killer hücreler olarak adlandırılan katil hücrelerin sayısı bazı kadınlarda artar

- Naturel killer hücreler hormonlara karşı antikorların gelişmesine neden olur- Östrojen, Progesteron, ve HCG (gebelik hormonu) hormonlarına karşı antikorlar oluşur.

- Bu antikorlar hormon düzeylerinin azalmasına, luteal faz bozukluklarına, gebelik sırasında HCG’nin yavaş yükselmesine, ovulasyon indüksiyonu ile az sayıda yumurta gelişmesine neden olur.

CD19+ 5+ Naturel Killer Hücrelerin Yol Açtığı Problemlerin Sonuçları

Erken yumurtalık yetmezliği ve yumurtalıkların uyarıya cevap vermemesi- Bu kadınlarda adet siklusunun 3- gününde ölçülen FSH düzeyi yüksektir.

IVF uygulamalarında yumurta kalitesinin kötü olması, az sayıda yumurta gelişmesi, döllenen embryonun yavaş bölünmesi, embryoda fragmantasyon, embryo kalitesinin kötü olması, dondurulan ve çözülen embryoların zarar görmesi, fazla sayıda IVF uygulamasına rağmen gebelik elde edilememesi, gebelik sırasında BHCG’nin yavaş yükselmesi

- Rahmin iç tabakası gelişmez ve yeteri kadar kanlanma olmaz.

- Hastaya uygulanan deri testleri 30 dakika ile 48 saat içinde pozitif olur.

Tedavi:

- Paternal Lenfosit İmmünizasyonu; Tedaviye gebelik öncesinde başlanır.
- İntravenöz İmmünglobulin G tedavisi; Gebelik planlanan adet siklusundan 3 ay önce başlanır ve her adet siklusunun 6- günü IVIG verilir.
- Ovulasyon indüksiyonunda (yumurtalıkların uyarılması tedavisi) anne adayının alerjik olmadığı gonodotropinler kullanılır.
- Siklusu takviye etmek için ek hormonlar kullanılır.

CD19+ 5+ Hücrelerin Yol Açtığı Problemler

- Bazı kadınlarda bu hücrelerin sayısı artar.

- Seratonin, endorfin ve enkefalin gibi nörotransmitterlara karşı antikorlar oluşur.

- Bu antikorlar yumurtalıkların ovulasyon indüksiyonuna (yumurtalıkların uyarılması tedavisine) cevap vermemesine, rahmin iç tabakasının gelişmemesine, rahimdeki kas gelişiminin bozulmasına, rahmin kanlanmasının azalmasına neden olur.

- Bu antikorlar depresyon, kas ağrısı, uyku bozuklukları, premenstrual sendrom ve gece terlemelerine yol açar.

CD19+ 5+ Hücrelerin Yol Açtığı Problemlerin Sonuçları

- Foliküller yavaş büyür ve ovulasyon indüksiyonu (yumurtalıkların uyarılması tedavisi) sırasında fazla miktarda ilaç kullanmak gerekir.
- Endometrium kalınlaşmaz.
- Endometriumun 3 bölgesi gelişmez.
- Endometriumun 3- bölgesi kanlanamaz.
- Rahimdeki düz kas hücreleri kasılmaz.
- Yumurta kalitesi kötüdür, yumurtalar zor döllenir, yavaş bölünür, embryolarda fragmantasyon görülür ve embryo kalitesi kötüdür.
- Kadınlarda depresyon, uyku bozuklukları, panik atak, genel vücut ve kas ağrıları görülür.

Tedavi:

- Paternal Lenfosit İmmünizasyonu; Tedaviye gebelikten önce başlanır.
- İntravenöz İmmünglobulin G tedavisi; Gebelik planlanan adet siklusundan 3 ay önce başlanır ve her adet siklusunun 6- günü IVIG verilir.
- Nörotransmitterları uyaran prozac gibi ilaçlar gebelik elde edilene dek kullanılabilir.
- Enbrel (etanersept) tedavisine gebelikten önce başlanır ve gebeliğin 10- haftasına dek devam edilir.

Tekrarlayan Düşüklerin Değerlendirilmesinde İmmün Patolojik İncelemenin Yeri

Endometrial Patolojik İnceleme

Tekrarlayan düşük yapan, infertilite problemi olan ve yardımcı üreme teknikleri uygulamaları ile ısrarla gebelik elde edilemeyen kadınlarda endometriumun patolojik incelemesi önemlidir. Beklenen adet kanamasından 2-3 gün önce endometriumdan alınan biyopsi örneği incelenir. Yardımcı üreme teknikleri uygulamaları ile gebelik elde edilemediğinde embryo transferinden 10-14 gün sonra endometriumdan biyopsi alınarak incelenebilir. Endometriyal biyopsi anesteziye gerek olmadan Pipel adı verilen plastik kanül aracılığı ile alınabilir. Alınan materyal %10 formalin içinde korunur, parafin bloklara gömülen parçalardan kesitler alınarak incelenir.

Düşük yapıldığında atılan materyalin patolojik incelemesi düşüklerin nedeninin aydınlatılmasında önem taşır. Doku steril şartlarda korunarak patolojik inceleme için hazırlanır. Trofoblastlar, sinsityotrofoblastlar ve implantasyon bölgesi incelenerek hangi kategoride bir immün bozukluk olduğu belirlenebilir.
Yukarı Dön Göster furkanecz's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: furkanecz
 
merve_c
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 1327
Gönderen: 07-Şubat-2006 Saat 23:45 | Kayıtlı IP Alıntı merve_c

ellerine saglik furkancigim.ama acik söylemek gerekirse artik menepozu duymak istemiyorum.bu aralar beni iyice karanliga itiyo bu kelimeee
Yukarı Dön Göster merve_c's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: merve_c
 
eas
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 720
Gönderen: 07-Şubat-2006 Saat 23:49 | Kayıtlı IP Alıntı eas

Niasin, Niasinamid veya Nikotin Amid olarak ta adlandırılan B3 vitamini sindirim için gerekli olan hidroklorik asit üretimi için olduğu gibi , protein, yağlar ve karbonhidrat metabolizması için de tüm insanlar tarafından gereksinim duyulan zorunlu bir besindir.



B3 vitamini kan dolaşımını düzenler, sağlıklı bir deri sağlar ve santral sinir sisteminin çalışmasına yardımcı olur. Beyin ve hafızanın ileri fonksiyonlarını denetlemesinden dolayı şizofreni ve diğer zihinsel hastalıklarda tedavi edici rol oynar. Son olarak yeterli B3 düzeyleri insülin ile estrojen, progesteron ve testesteron gibi cinsiyet hormonlarının sentezi için hayati rol oynamaktadır.

B3 vitamini eksikliğinde Pellegra adı verilen ve sinir sisteminde fonksiyon bozukluğu, mide barsak sistemi bozukluğu, ishal, zihin bulanıklığı, depresyon, ve ağır dermatit ve çeşitli cilt lezyonları ile karakterize bir hastalık
oluşur. Son zamanlarda kan kolesterolunu ve trigliseritini yan etki olmadan emniyetle düşürebildiği için doktorlar tarafından bu amaçla sıklıkla kullanılmaktadır. Ancak B3 vitamininin kullanımında doz ayarlaması mutlaka doktor tarafından yapılmalıdır.


Yüksek miktarlarda alınan B3 vitamini doğal bir allerjik reaksiyon olan ciltte kızarmalara neden olabilir. Bu kızarmalar yanma, kaşıntı ve ağrı ile beraber olabilir. Genellikle yüz, kollar ve göğüse yayılır.Genellikle zararsızdır ve 20 dakika ile bir saat arasında kendiliğinden geçer.Bir bardak su içilmeside yardımcı olacaktır.


Gebelikte B3 vitamini dikkatle kullanılmalıdır. Yüksek dozlarda saf nikotinik asit mide ülserleri, gut, glokom diabet ve karaciğer hastalıklarında sağlık problemlerini arttırabilirler. Günde 1.000 mg ın üzerindeki dozlar için doktora tekrar danışmak gereklidir.

B3 vitamini içeren doğal yiyecekler sığır eti, brokoli, karnabahar, havuç, peynir, mısır unu, yumurta,balık, süt, patates ve domatestir.






Yukarı Dön Göster eas's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: eas
 
eas
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 720
Gönderen: 08-Şubat-2006 Saat 09:41 | Kayıtlı IP Alıntı eas

klinik olarak bir kişiye siz menapozdasınız diyebilmek için en son görülen adetin üzerinden 1 yıl geçmelidir.
Kuşkusuz 2-3 aydır adet görmeyen ve çeşitli belirtileri olan bir bayanda bazı laboratuvar tetkikleri yapılarak menapozda olup olmadığı saptanabilir.

Aybaşı kanamalarının, ergenlik çağından başlayarak hemen hemen her ay tekrarlanan yumurtlama faaliyetlerinin sona ermesi demektir.

Kadın yaşamının doğal bir evresidir,bir süreçtir. İlk adet görme (menarş) ile başlayan kadının üreme dönemi, menopoz adı verilen, adetlerin sona ermesine kadar sürer. Menopoz ana hatlarıyla kadının çocuk sahibi olamayacağı bir dönemdir. Yumurtalıkların gerek yumurta ve gerekse kadınlık hormonu olan östrojeni üretme yeteneği sona erer

Menopoz (son adet ) öncesi ,adet düzensizliklerinin sıkça görülmeye başladığı ve bazı menopoz belirtilerinin görüldüğü yıllara Pre menopoz dönemi denir.

Menopozdan sonraki döneme ise Post menopoz denir.

Tüm bu yılları kapsayan döneme ise(premenopoz,menopoz,post menopoz)
KLİMAKTERİUM , bayana ise KLİMAKTERİK BAYAN adı verilir.

Menopoza Ne Zaman Girilir?
Menopoz yaşı 45 ila 60 yaşları arasında değişmektedir. İstatistiki olarak ortalama yaş 51.4 yaşıdır. Türkiye'de ise bu yaş ortalaması 46 dır.

Doğum yapanlarda,düzenli seks hayatı olanlarda,spor yapanlarda,erken adet gören bayanlarda daha geç menopoza giriş görülmektedir.

Geç adet görenler,düzensiz hayat tarzı olan (beslenme,içki,sigara,uyku düzeni,stres),cinsel hayatı bozuk olanlarda,doğum yapmamışlarda,30 yaş civarı eşin kaybeden veya boşananlarda menopoza diğerlerine nazaran daha erken giriş görülür.


Erken Menopoz yaşı: 35 yaş altında menopoza girilmesi durumuna denir.
Erken Menopoz 35 yaşın altında her yaşta olabilmektedir. Yani 18 veya 22 yaşında ki bir bayan dahi menopoza girebilir, bir daha adet görmez ve doğurganlığı kaybolur. Bu kişilerde ya doğuştan yumurta oluşturacak hücre sayısında azlık vardır ya da geçirilen çeşitli hastalıklar veya büyük üzüntü ve stresler sonucu veya kullanılan çeşitli tedavi yöntemleri ve ilaçlar sonucu bu yumurtalar harap olur. (Mesela bazı kemoterapi-kanser tedavisi ilaçları ve radyoterapi yöntemleri)
Bazı erken menopozlar POF (premature overian failure-Erken yumurta tükenmesi) olarak değerlendirilir.
Geç Menopoz Yaşı: Genç Menopoz yaşı diye bir sınırlandırma yaşı yoktur.
Kanama her yaşa kadar devam edebilir.

Cerrahi menopoz ;ise çeşitli nedenlerle ameliyat ile bayanın yumurtalıklarının alınması ve buna bağlı olarak oluşan menopozdur.

DÖNEMİN ÖNEMİ:

Türkiye'de menopoza giriş yaşı ortalama olarak 46 dır.Devlet İstatistikleri Enstitüsü raporlarına göre 2000 yılında beklene yaşam süresi kadınlar için 72 dir.

76 - 42 = 34 yıl ,bu neredeyse ise bir bayanın hayatının üçte birini kapsayan bir dönemdir ve beklenen yaşam süresi ileriki yıllarda dahada artacaktır.

Bir bayanın sosyal, maddi ve manevi olgunluğa eriştiği bu dönemde , hatta bazı meslek ve konumlarda kişinin bilgi,tecrübe ve beceri açısından pozisyonun zirvesinde bulunduğu ve hayatının en verimli olacağı bu dönemde en basitinden menopozun getirdiği gece terlemeleri ve buna ağlı uyanma ve de uykusuzluk ve sonuçları ile yaşamak kişiye çok şey kaybettirecektir.
Hayat her zaman ve her yaşta güzeldir.Yaşamasını bilelim.
SAĞLIKLI YAŞAYIP YAŞAM KALİTEMİZİ ARTTIRALIM.

Menopoz Belirtileri ve Şikayetleri ;
Genelde adet düzensizlikleri ile başlar. Normal seyreden menstural kanamalar alışılmışın dışında ya şiddetlenir ya da seyrek görülmekle birlikte azalır.Büyük çoğunlukta başlangıçta 2-3 ayda bire düşer. Çok daha az bir kısımda ise adet kanama süreleri sıklaşabilir. Bu dönemdeki kadınlarda hep gebelik korkusu vardır,geciken her adet kanaması bir gebelik olabileceği korkusu ile bu hanımlarımızı rahatsız etmektedir. Adet kanaması geç olarak gelse bile kadında hep gebe kalma korkusu olacak ve cinsel hayatı bozulacak, seksten uzaklaşacaktır. Düzensiz ve bozuk bir cinsel yaşamın ise menopoza girişi hızlandırdığı düşünülmektedir.
Menopoza giren kadınların dörtte üçünde görülen en yaygın belirtilerden biri de sıcak basmalarıdır. Ayrıca gece terlemeleri (gece yarısı meydana gelen ve bazen uykudan uyandıran sıcak basmaları) uykusuzluk, çarpıntı, zihin karışıklığı, değişken ruh halleri, depresyon olabilir. Nasıl ki her insan boy, kilo, görünüm, ten rengi gibi birbirinden çok farklı ise menopozunda belirtileri tek tek her kadına özgü biçimde gelişmektedir.


Menopozun kadın vücudunda oluşturabileceği değişiklikler ve sıkıntılar:

Östrojen hormonunun azalması bazı değişimleri de beraberinde getirebilir. Bunlar arasında aniden sıcak basması, yüzde daha fazla olmak üzere kızarma atakları, sinirlilik, huzursuzluk, uykusuzluk ya da depresyon gibi duygusal değişmeler, vajinal dokuların kuruması ve incelmesi ve buna bağlı olarak cinsel birleşmede ağrı gibi belirtiler yer alabilir. Bu belirtiler bazı kişilerde hiç görülmeyebileceği gibi, bazı kişilerde belirtilerin çoğu bir arada görülebilir.

Menopoz dönemi, kemiklerin süngersi bir hal alması demek olan osteoporoz ile, hormonların etkisiyle menopoz öncesi kadınlarda daha az görülen damar sertliğinin hızlanması gibi sorunları da beraberinde taşıyabilir.

Sıralarsak:
Büyük ve küçük dudaklarda kuruma,kaşıntı
Vajen duvarında incelme ve kuruma;-cinsel ilişkide acı ve sonuç olarak cinsel isteksizlik
Çok sık vajinal hastalıklara yakalanma,
İdrar yolu enfeksiyonları,
idrar kaçırma şikayetleri,
Rahim sarkması,
ciltte kurumalar,pullanmalar,,kolayca oluşan çürüme ve morluklar
ses te kalınlaşma;
vücut tüylerinde azalma ve incelme,
kalpte çeşitli rahatsızlıklar
dolaşım sistemi bozuklukları(damar hastalıkları)
iskelet sisteminde kemik erimesi
memelerde gevşeme,yumuşama
ve bu gibi

Menopoz Kadın Hayatının DOĞAL - Fizyolojik bir dönemimidir?

Annelerimiz,anneannelerimiz ve de onların anneleri menopoz tedavisi mi görmüşler? Yoksa bu dönemdeki başata kadına hayatı zehir eden bazı kadınlarda şiddetli seyreden bazen gecede 3-4 defa onu uykudan uyandıran, buna bağlı uykusuz kalma ve gündüz yorgunluk,dikkat toplayamama, düşünce ve hareketlerde yavaşlama,saldırganlık ve alınganlık ile hayat kalitesini erken dönemde bozan; ve de psikolojik olarak uykusuzluğun getirdiği depresyon,depresyonun getirdiği uyumsuzluk,sosyal ilişkilerde zayıflık, yalnızlık, ağlama krizleri, cinsel istek azlığı ve buna bağlı ailevi problemler ve de kendine güven kaybı (çok az bir kadında bu dönemde cinsel istek artışı olabilir) gibi hayatı tehdit edebilen, yaşam kalitemizi düşürüp bize ızdırap veren bu sıkıntıları ortadan kaldırıp hayatımızın üçte birini ve de en güzel olması gereken yıllarımızı sağlık ve mutluluk içinde mi yaşamak.

Ayrıca ileri yıllarda ise kemik erimesi nedeni ile (osteoporoz-osteopeni) vücut kemik sisteminde ciddi problemlere yol açabilecek ve hayatın kaybına varabilecek sonuçlara gidebilecektir.

Teknolojinin, tetkik ve tanı yöntemlerini ve kullanılan ilaç ve de tedavi yöntemlerinin bu kadar ilerlediği bir zamanda bunlardan faydalanmamak hayat kalitesini düşürür ve kişiyi sıkıntıya sokar. Tıbbın amacı kişiye zarar vermek değil değildir,ona faydalı olmaktır.Nedense bu menopoz dönemlerinde doktorlara ve tedavilere bir güvensizlik gelişmekte kulaktan dolma yanlış bilgiler ile kadınlarımız tedaviden korkmaktadırlar.Doktorlar bir düşman olarak görülmekte ,onlardan uzaklaşılmaktadır. Bana ilaç verip zarar verecek ben kullanmayacağım veya yarıda bırakıp, bilmem kim kullanmış şöyle olmuş gibi yaklaşımlar sergilemektedirler. Hepimiz insanız bizimde annelerimiz,ablalarımız kız kardeşlerimiz var,biz niye size zarar vermek isteyelim ki? (sizin anneniz kullanıyor mu derseniz aynı şey bendede var,kavga dövüş ikna etmeye çalışıyorum)

Günümüzde menopoz tedavisinde kullanılan gerek belirtileri yok etmede gerekse menopozun vücutta yapacağı bedensel etkileri azaltmak ve kontrol altına almakta kullanılan ilaçlar yıllar süren her yönüyle yıllarca incelendikten sonra kullanılmaktadır.

Menopoz tedavisi bir şablon -kalıp tedavisi değildir. Her kadın özel olarak bir birey olarak alınır ve incelenir.Elde edilen verilerle kişiye ve konumuna uygun tedavi düzenlenir.

Tedaviye Doğru;

En önemli şeylerden bir tanesi hastanın çok çok dikkatli incelenmesi ve değerlendirilmesidir.

Hasta önce sorgulanır;

-şimdiye kadar geçirdiği hastalıklar

-allerjisi var mı?

-kullandığı ilaçlar

-ameliyat olup olmadığı

-aldığı tedaviler

-sigara ve alkol kullanımı

-aileden gelen bir hastalığı olup olmadığı

-ailedeki kadınlarda menopoz yaşı ve durumu, meme veya rahim hastalıkları olup olmadığı

-daha önceki adet düzeni,doğum,küretaj,düşük sayıları

-şikayetleri nelerdir gibi,

Sorgulamadan sonra;

Kadını tepeden tırnağa inceleyen bir muayeneye ve incelemeye geçilir.

Kilo,boy ölçülür,alışılmış rutin jinekolojik muayenin yanında genel vücut muayeneside yapılır,kalp,akciğer ,karaciğer de problem araştırılır,varis vs bakılır.

Muayenede önce her kadının her yıl yaptırması gereken tetkikler yapılır,muayene sırasında smear testi yapılır,göğüs muayenesi yapılır.

Ayrıca 40 yaş üstünde ise hiç bir şikayeti olmasa da her kadına mamografi(meme filmi) ve meme ultrasonu istenir, 40 yaş altındaki kadınlarda eğer bir şikayet veya belirti varsa istenir.

Mamografi konusunda rutin şöyledir;

40 -50 yaş arasında ise ve riskli (ailede meme şikayeti veya daha önceden başka problemler yaşamışsa gibi) gruba girmeyen hanımlarda yılda bir veya iki yılda bir ,hekimin kanısına göre mamografi çekilir.

50yaş üstü veya hangi yaşta olursa olsun riskli gruba girdiğini kabul ettiğimiz hastalara ve menopozda hormon replasman tedavisi alan hanımlara her yıl kesinkes meme filmi çekilir.

Özet olarak menopoz tedavisi gören veya görecek her kadına mamografi yapılır.

Rutin laboratuvar tetkikleri istenir; kan sayımı,idrar tahlili,gerekli hormonlar

Kullanılması düşünülen ilaçlar karaciğerden geçip süzüldükleri için karaciğer 'e ve böbreğe ait testler yapılır.

Rahim ve yumurtalıklar ultrasonografi ile kontrol edilir.

Rutin tetkiklerin dışında hastada genel veya bölgesel bir hastalık varsa buna ait tetkikler istenerek hastalığın durumuna bakılır,(mesela guatr hastalığı gibi) verilecek tedavinin bu hastalığa bir zararı dokunup dokunmadığı araştırılır.

Eğer hastada düzensiz bir kanama varsa mutlaka bir rahim içi dokusu örneği alınır,bu acısız ,çok basit bir işlemdir.

Böylece kişinin bir profili çıkarılır,sosyal,ekonomik ve de kültürel düzeyi göz önüne alınarak,ve de belirtiler ve bulgular buna eklenerek ne tür bir tedavi uygulanacağına karar verilir.

Burada görüleceği gibi bu tedavi planı kişiye göre hazırlanır.

daha sonra hasta ile birebir karşılıklı oturularak,haklı olarak soracağı sorular cevaplanır ve tereddütleri giderilir ve ortak anlaşma sağlandıktan sonra ,hasta güven duyduktan sonra tedavisi verilir.

Tedavide;

Kişinin şikayetlerini giderme ve östrojen eksikliği ile daha sonra oluşabilecek zararları azaltmaya yönelik planlanır.

Ancak östrojen hormon tedavisi, meme kanseri veya rahim kanseri bulunması halinde, bu hastalığın seyrini hızlandıracağı için, mutlaka uzman bir doktorun muayenesi ve periyodik takipleri altında sürdürülmelidir.

Hormonal tedavi; hap,cilde yapışan flaster,iğne veya vajinal krem-fitil olarak verilir

İlaç tedavisinin yanı sıra geçiş dönemini algılayabilmesi için kısa bir süre psikolojik danışma alması önerilir.

Nefes alma egzersizleride kişiye destek ve rahatlık verir,ayrıca iskelet sistemini de kuvvetlendirme çok çok yararlı olacağı için gerekli fiziksel egzersiz şemasının düzenlenmesi için fizyoterapist desteği önerilir.

Gerekli beslenme önerileri içinde diyetisyen'e başvurmak idealdir.

Çok kısaca menopozun ileri dönem problemi olan kemik erimesinden bahsedersek;

Menapozun başlangıç döneminde daha yoğun görülen sıcak basması ve duygusal belirtiler, zamanla kendi kendine azalmakla beraber, vajina, özellikle kemik ve damar gibi dokulardaki bozukluk yıllar geçtikçe devam edecektir.

Kemik erimesine OSTEOPOROZ diyoruz,

Kemik erimesi en çok:

beyaz ten
sarışın
kalsiyumdan eksik diyetle beslenmiş
veya ilaçlar veya hastalıklar nedeni ile yeterli kalsiyum alamamış kadınlarda
hareketsiz yaşayan veya işi gereği devamlı oturan
sigara içen hanımlarda daha çok görülmektedir.

kemik kütlesi kaybolarak süngerimsi hal alır ve çok kolay kırılabilir bir hal alır,bu bölgeler özellikle yukarıdan aşşağıya boyun,bel ve kalça kemiğidir.
Menopozal osteoporoz östrojen kaybı ile oluştuğundan(kabaca östrojen kemiklerin kalsiyumu almasını sağlar),östrojen olmayınca veya az olunca kemik yenilenemez.

Kısa soru cevaplar;

Menopozdayım cinsel ilişki bana acı veriyor,ne yapmalıyım ?

-ilişkideki acımanın nedeni östrojen eksikliğine bağlı vajendeki kurumadır,doktorunuz size uygun tedaviyi ve kremi verince bu sorun kesinkes çözülecektir.

Hormon tedavisi alan menopozlu bir kadın gebe kalabilir mi?

-Hayır,yumurtalık artık döllenebilir yumurta üretmediğinden hamile kalamaz

Bir arkadaşım hormon tedavisi alıyorsan güneşe çıkma dedi,doğru mu?

-Bu hiç güneş görmeyeceksiniz anlamında değil,hormon takviyesi alan hanımlarda ciltte güneşten lekelenme şansı biraz daha artar,ama önemli olan buradaki yaş faktörüdür,menopozdaki hanımlarımızı 50 yaş ve üstü kabul edersek kadın veya erkek bu yaştaki kişilerin ciltleri güneşe karşı daha hassas olur.

Kalsiyum haplarını ne zaman yutmalıyım?

-Bunun için özel bir zaman olmamakla birlikte yemekle beraber alınması emilimini kolaylaştırır,akşam olması daha tercih sebebidir.

Sigara ve Menopoz arasındaki ilişki nedir?

-Sigaranın menopozu beş ila on yıl kadar erkene aldığı düşünülmektedir.

Menopozdan korkmayınız,hayatınızın her anını bedeninize ve ruhunuza saygı ile yaşayarak, severek ve de üreterek yaşayınız,
hayat her yaşta başka güzeldir.

sağlıklı insan = mutluinsan






Yukarı Dön Göster eas's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: eas
 
eas
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 07-Ocak-2006
Gönderilenler: 720
Gönderen: 08-Şubat-2006 Saat 14:07 | Kayıtlı IP Alıntı eas

Biofiziker Dr. med. F. Popp biofoton teorisiyle önemli bir biofizik çalışması hazırlamıştır. Quanten veya foton diye adlandırılan ışık, Quanten teorisine göre ışık demetlerinden oluşur. Popp' a göre ışık cilt tarafından emilir ve vücuda dağılır. Popp' un çalışmasına göre her hücrenin diğer elementlerle ışın fotonlarının etkileşim sağladığı tespit edilmiştir.



Biofton nasıl çalışır?

Biofoton hormon ve hücreleri etkilemek için ışığın iyileştirici gücünü kullanır. Işık fotonları cilt tarafından emilir, vücutta çoğalır ve anarşistçe dağılır. Sinir sisteminden dallanarak omurilikten beyne ulaşır ve anlamsal olarak üretme işleminde düzenleme yaparak çeşitli hormonları üzerinde olumlu etkiye sahiptir örnek olarak endorfin ve serotonini. Foton sinyalleri diğer bağlantılar üzerinden böbreküstü bezlerine ulaşır ve burada DHEA (Strese karşı önemli bir hormondur) ve Kortizon’un değişen üretimine yol açar. Yapılan klinik incelemelerde ışık terapisi ile DHEA ve Kortizon seviyelerinde anlamlı değişiklikler olduğu gözlenmiştir.

Biofoton ışını bütün canlı organizmalarda ayırt edici önemli özelliği organizmanın sağlık durumun bir ölçüsüdür.



Hormonel etkileri

Kimyasal yapı açısından morfine benzeyen endorfin vücudun çeşitli yerlerinde ve merkezi sinir sisteminde tespit edilmiştir.Daha doğrusu ağrı azaltma ve rahatlık kazandırma için çeşitli fonksiyonlarla yardımcı olur. Bunun dışında vücudun sinir sırasındaki tepkisine karşılık kontrollü bir etkisi vardır. Ayrıca kan dolaşımı , sindirim ve ısı regülasyonları (düzenleyici) mekanizmalarını benzer bir uygulama ile tedavi eder. Kronik ağrılardan dolayı tedavi edilen hastalarda endorfin oranı omurilik sıvısında daha az tespit edilmiştir. Biofoton ile tedavi edilen hastalarda belirgin bir ağrı azalması saptanmıştır.

Hırslanma sırasında vücut bölümlerinin bastırılmasıyla endorfin üretimini geri çeker. Stres durumunda adrenalin ve noradrenalin yanında kortizon da önemli rol oynar. Şok ve stres durumunda kortizon üretimi yükselir. Bedenimiz Biofoton ile uyarıldığında kortizon seviyesini azalttığı gösterilmiştir.

Tedavi edilen hasta devamlı iyi gelen bir gevşeme hisseder. Seratonin dopamin grubuna aittir.

Iştah azaltan ve doğal bir iştah frenleyici özelliği gösteren amfetamindir.

Doğal yolla kilo vermek için sertonin ile bağlantılı yağ azaltan bir diyet yapılmalıdır.



Hücresel etkileri

Işık olmadan hayatın olması mümkün değildir. Biofiziker Popp a göre vücudumuzda varolan hücrelerde ışık mevcuttur. Hücreler hasar gördüğünde ışığın yoğunluğu azalır. Zayıf hücreler foton biçimindeki ışınların etkisiyle yenilenir. Işık cilt tarafından emilir. Biofotonlar hücre aktivitesini düzenler ve organizmanın biyokimyasal fonksiyonlarını belirlerler. Biofotonlar bedende ve hücre üzerindeki yayılması ise inrared ve ultraviole aralıklarla gerçekleşir. İnfrared ışığının hücreler ve organlar arası iletişimin gerçekleşmesinde hizmet ettiği pek çok bilimsel çalışmada gösterilmiştir. Dolayısıyla ışık bedenimizde bulunan tüm hücrelere yayılım gösterme eğilimindedir. Biofoton ışını hasta hücrelere çarpar, zayıf kapasitede olan hücre içindeki ışınları diğer bir adıyla fotonları güçlendirir ve hücreleri onarır. Organlarda hasar meydana gelmeden hücre düzeyinde foton ışınların azaldığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Bifoton ışının diğer önemli bir etkisi cerrahi sonrası veya enflamasyon sonrası meydana gelen aşırı üretilen bağ dokusunun anlamlı şekilde durdurulmasıdır. Anlamsal olarak ne olabileceği, eğer keloiden oluşmasına karşın kontrolsüz bağ doku çoğalırsa örneğin yanma sırasında istem dışı bir durum oluşması gibi , başka hücreler örneğin bağ dokular, lymphozyten ve benzeri gibi uygun dalga uzunlukları olarak reaksiyon gösterir. Bifoton benyeri olan inrared ışını diğer araştırmalarda gösterdiği gibi akyuvarlar , çeşitli lenfler, çeşitli enzimler, prostaglandin üretimi ve bağ doku hücreleri üzerinde pozitif etkisi olduğu ispat edilmiştir.



Biofoton herzamankinden daha fazla doktor ve terapist tarafından uygun tedavi şeklini gösteren belirtilerin sürekli artması sonucu, büyük bir başarıyla geliştirilmiştir.



Almanya, Fransa ve İngiltere de sigara bağımlıları üzerinde yapılan noterce onaylı başarı oranı % 90 ın üzerindedir.



Anti Aging tedavisinde hormon dengesizliği olumlu yönde etkilediği için vazgeçilmeyenler arasında yerini almıştır.



Kilo verme ve rahatlama terapilerinde sağlanan başarıyla bu alandaki tedavi yöntemlerinde en başarılısı biofoton olup, olmaya devam edecektir. (Tabi bu etki tek başına olmayıp, doğru beslenme ve bedensel aktivite ile birlikte yapıldığından belirgin olarak ortaya çıkmaktadır.)



BİOPHOTON ışın terapisinin başarılı kullanım alanları şunlardır:

·        Anti Aging

·        Ağrı tedavisi

·        Hormonsal dengesizliği düzenlenmek

·        Migren

·        Bağımlılık hastalıkları

·        Sigara bırakma

·        Şişmanlık tedavisi

·        Boyun, sırt ve bel ağrısı

·        Tendon rahatsızlıklarında

·        Topuk dikeni

·        Ekzema

·        Sedef

·        Akne

·        Enfeksiyonlarda

·        Hormonsal disfonksiyonlarda

·        Siyatik ağrı

·        Uyku bozukluğu

·        Nevralji

·        Osteoartrit

·        Tinnitus

·        Spor yaralanmaları

·        İyileşmeyen yaralar

·        Keloid tedavisi

·        Aşırı bağ dokusu gelişiminde



Dr. med. Hüseyin NAZLIKUL













Düzenleyen eas 08-Şubat-2006 Saat 14:08
Yukarı Dön Göster eas's Özellikler Diğer Mesajlarını Ara: eas
 

<< Önceki Sayfa 14 Sonraki >>
  Yanıt YazYeni Konu Gönder
Yazıcı Sürümü Yazıcı Sürümü

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Powered by Web Wiz Forums version 7.8
Copyright ©2001-2004 Web Wiz Guide